İtalya Dışişleri Bakanı Kont Galeazzo Ciano (solda) ve Almanya Dışişleri Bakanı Joachim von Ribbentrop (sağda) - Berlin, Mayıs 1939.
> İkinci Dünya Savaşı Uzun Okuma

Mussolini’nin Damadı ve İtalya Dışişleri Bakanı: Kont Galeazzo Ciano

Mussolini’nin damadı ve 1936 ile 1943 yılları arasında İtalya dışişleri bakanı olan Cortellazzo Kontu Galeazzo Ciano, 18 Mart 1903’te, bahriye subayı Costanzo Ciano’nun oğlu olarak dünyaya geldi. Babası Costanzo, Birinci Dünya Savaşı’nda Avusturya-Macaristan donanmasının Bakar’daki üssüne gerçekleştirdiği akın ve müteakip kaçış manevrasıyla nam salmış, Kral III. Vittorio Emanuele tarafından Cortellazzo ve Buccari (Bakar) Kontluğuyla ödüllendirilmişti. Costanzo savaşın ardından Faşizm saflarına kaymış, Livorno’daki Faşistlerin lideri olmuş ve Mussolini’nin 1922 Ekimi’nde iktidarı ele geçirdiği “Roma Yürüyüşü”ne katılarak müteakiben ulaştırma bakanlığı ve meclis başkanlığı yapmıştı.

İtalya Dışişleri Bakanı ve Mussolini’nin Damadı Kont Galeazzo Ciano (18 Mart 1903 – 11 Ocak 1944).

Amiral Costanzo’nun ulaştırma bakanlığı sırasında elde ettiği büyük servet sayesinde refah ve lüks içerisinde büyüyen Galeazzo Ciano, Roma Üniversitesi’nde hukuk eğitimi almasının ardından merkezi Roma’da bulunan bir gazetede kısa bir süre drama ve sanat eleştirmenliği yaptı. 1925 yılında Dışişleri Bakanlığı’nın hizmetine girdi. Rio de Janeiro, Pekin ve Vatikan’da görev yaptı. 24 Nisan 1930’da Benito Mussolini’nin kızı Edda’yla San Giuseppe Kilisesi’nde dünya evine girdi. Çiftin Raimonda isimli bir kızları ve Fabrizio ile Marzio isimli iki oğulları oldu. Ciano, Mussolini’nin damadı olmasının ardından kariyer basamaklarını hızla tırmandı. Şangay Başkonsolosu olarak geçirdiği kısa bir sürenin ardından 1935 Haziranı’nda basın ve propaganda bakanı oldu. Aynı yıl, İtalya’nın Etiyopya’yı istilası sırasında gönüllü olarak katıldığı İtalyan Hava Kuvvetleri Regia Aeronautica’da bombardıman filosu komutanlığına atandı. Bu görevi sırasında Mareşal Badoglio’dan cesaret madalyası aldı. 1936 yılında ülkesine bir “savaş kahramanı” olarak dönmesini müteakip henüz 33 yaşındayken dışişleri bakanı oldu.

Ciano’nun dışişleri bakanlığı hem İtalya hem de Avrupa için büyük gelişmelerin yaşandığı bir döneme tekabül etti. İtalya bu dönemde benimsediği spazio vitale, yani “yaşam alanı” politikasıyla Akdeniz, Afrika ve Balkanlar’da hak ve toprak iddia eden yayılmacı bir tutum sergiledi. Mussolini’nin liderliği altındaki ülke Etiyopya’yı işgal etti, İspanya İç Savaşı’na müdahale etti, Arnavutluk’u ilhak etti (Ciano Arnavutluk’un ilhak sürecinde mühim bir rol oynamış ve bu nedenle Saranda limanına karısı Edda’nın adı verilmiştir), Milletler Cemiyeti’nden ayrıldı, Nazi Almanyası’yla ittifaka imza attı ve İkinci Dünya Savaşı’na girdi. Mussolini ve Ciano’nun Nazi Almanyası’yla münasebetleri ikircikliydi. Bir yandan Almanları hakir görüyor, diğer yandan onları takdir ediyorlardı. Bir yandan Nazi Almanyası’nın askeri kudreti onlarda hayranlık uyandırıyor, öte yandan bu kudret, aynı Orta Avrupa’nın diğer ülkelerinde olduğu gibi İtalya’da da korkuya neden oluyordu. Söz konusu korku, Almanya’nın Avusturya’yı ilhak planlarına İtalya’nın ilk zamanlarda karşı gelmesi şeklinde baş göstermiş, buna karşılık Almanya, İkinci İtalya-Etiyopya Savaşı’nda Etiyopya kuvvetlerine 10.000 Mauser tüfeği, bir milyon tüfek mühimmatı[1] ve bizzat Hitler’in emriyle 30 PaK 35/36 tanksavar silahı ile üç uçak göndermişti.[2]

Fakat İkinci İtalya-Etiyopya Savaşı sırasında yaşanan mezkûr hadiseler İtalya’yı bu süreçte Almanya’nın yanına itmekten alıkoymadı. Zira Milletler Cemiyeti ve özellikle de bölgede çıkarları olan İngiltere, İtalya’nın Etiyopya’yı istilasını protesto etmiş ve Milletler Cemiyeti ülkeye karşı bir takım yaptırımlar uygulamayı denemişti. Lakin Fransa ve İngiltere’nin bu ülkeyi Almanya’nın yanına itmek istememesinden ötürü Etiyopya Savaşı nedeniyle İtalya’ya karşı kapsamlı adımlar atılmadıysa da, söz konusu olan sınırlı eylemler de Mussolini’yi Hitler Almanyası’na yakınlaştırmaya yetecekti.

Kont Galeazzo Ciano’nun idamının ardından yayınlanan günlükleri.

1936 yılında patlak veren İspanya İç Savaşı’nda Franco’nun Falanjist kuvvetlerini destekleyen iki ülkenin münasebetlerinde yakınlaşmagörüldü. Mussolini 1937 Eylülü’nde Almanya’ya bir ziyarette bulunarak Alman ordusunun uzun ve etkileyici bir geçit töreniyle karşılandı. Bu güç gösterisi  İtalyan lideri etkilemişti. Takvimler 1937 senesinin Kasım ayını gösterirken, İtalya bir sene önce Almanya ve Japonya’nın imza etmiş olduğu, Sovyetler Birliği ve komünizmin yayılmasına karşı tesis edilen Anti-Komintern Paktı’na katıldı. Ardından, Etiyopya savaşı sırasında ilişkilerinin iyice gerilmiş olduğu Milletler Cemiyeti’nden 11 Aralık 1937’de ayrıldı. Hitler’in Mussolini üzerindeki etkisi 1938 yılında İtalya’da yayınlanan ve yürürlüğe konulan Manifesto della razza, yani “Irk Bildirgesi”yle daha da belirgin bir hâl aldı. Bu bildirgeye göre İtalyanlar Aryan ırkının mirasçıları olarak kabul ediliyor, Aryan olmayan ırklar küçük görülüyor, Yahudiler İtalyan vatandaşlığından çıkarılıyor ve kamu kurumlarında görev yapmaları yasaklanıyordu.[3-4]

Almanya’nın Çekoslovakya’nın Südetland bölgesini ilhak etmesiyle sonuçlanan Eylül 1938 tarihli Münih Antlaşması’nda da antlaşmaya imzasını koyan dört liderden biri Mussolini oldu. Çekoslovakya Cumhuriyeti, Birinci Dünya Savaşı’nın sonunda İtilaf Devletleri’nin Avusturya-Macaristan İmparatorluğu’yla imzaladıkları Saint-Germain Antlaşması’nı müteakip bu imparatorluğun eski toprakları üzerinde kurulmuştu. Fakat bir milyon Macar, yarım milyon Rutenyalı ve üç milyonu aşkın Südet Almanını barındırması ülkeyi kaynar kazana çevirmişti. Diğer azınlıkların kendi anayurtlarının özlemini çektikleri gibi, Südetler de Almanya’ya katılmak istiyorlardı. Hitler 1933 yılında iktidara gelince Konrad Henlein isimli bir jimnastik öğretmeninin liderliğinde Çekoslovakya’da Südet Alman Partisi (Sudetendeutsche Partei-S.D.P) kuruldu. Almanya’dan para yardımı alan bu parti, Çekoslovakya’nın önemli tahkimatlarını, sanayilerini ve Skoda silah fabrikalarını muhafaza ettiğinden ötürü Almanya’yı bilhassa cezbeden Südetland sorununu kaşımaya başladı. Führer, 26 Eylül 1938’de Berlin’deki Sportpalast’ta yaptığı konuşmada Çeklere  Südetland’ı Almanya’ya teslim etmeleri için 28 Eylül saat 14.00’ye kadar süre tanıdı.

28 Eylül saat 10.00’da, yani Hitler’in verdiği ültimatomun mühletinin geçmesine dört saat kala İngiltere’nin Roma Büyükelçisi Lord Perth, Ciano’ya telefon ederek bir görüşme talep etti. Görüşme sonucunda Lord Perth, Mussolini’yi Almanya ile Batılı güçler arasındaki müzakerelere katılması ve Hitler’i harekete geçmemeye ikna etmesi adına Başbakan Chamberlain’den talimat aldığına ilişkin Ciano’yu bilgilendirdi.[5] Mussolini bu teklifi onaylayarak İtalya’nın Berlin Büyükelçisi’ne telefon etti ve ona, “Derhal Führer’in yanına gidin ve ona ne olursa olsun kendisinin yanında olacağımı, fakat silahlı çatışmalar başlamadan önce kendisinden yirmi dört saatlik bir erteleme talep ettiğimi söyleyin. Bu esnada, sorunun çözüme kavuşturulması için ne yapılabileceği üzerine çalışacağım,” demişti.[6] Hitler, Mussolini’nin mesajını aldığında Fransa’nın Berlin Büyükelçisi André François-Poncet’le görüşüyordu. “Sevgili dostum Benito Mussolini benden Alman ordusunun hareket emrini yirmi dört saat ertelememi istedi ve ben de bu talebi kabul ettim.”[7] Bunun üzerine Lord Perth, Chamberlain’in Mussolini’ye teşekkür ettiğini ve Südet sorununu çözmek üzere 29 Eylül’de Münih’te İngiltere, Fransa, Almanya ve İtalya’nın katılacağı bir konferans teklif ettiğini bildirdi. Mussolini mutabık kaldı. Hitler’in tek koşulu konferanstaki müzakerelere Mussolini’nin de katılması oldu. Münih süreci, iki lideri birbirine daha da yakınlaştırmıştı.

Südetland’ı Almanya’ya veren Münih Antlaşması’nın
imzalanmasından hemen önce çekilen hatıra fotoğrafı.
Soldan sağa: Chamberlain, Daladier, Hitler, Mussolini ve Ciano.

Münih Antlaşması’nı müteakip, 1938 Ekimi’nde İtalya Fransa’dan bir takım taleplerde bulundu: Cibuti’de serbest bir liman, Addis Ababa-Cibuti demiryolunun kontrolü, Süveyş Kanalı Şirketi’nin yönetimine katılım, Tunus’ta Fransız-İtalyan müşterek yönetimi ve Korsika’daki İtalyan kültürünün muhafazası talep ediliyordu.[8] İtalya bilhassa İtalyan Doğu Afrikası’yla gerçekleştirilen ticari trafik için gemilerinin her seferinde kanaldan geçiş ücreti ödemesinden hoşnut değildi.[9] Mussolini, Münih Antlaşması’nın imzalanarak bu vesileyle savaşın engellenmesinde İtalya’nın oynadığı önemli role binaen Britanya’nın İtalya’nın isteklerini kabul etmesi için Fransa’ya baskı yapacağına inanıyordu. Fakat İtalya’nın Nice, Tunus, Korsika ve Cibuti’ye gözünü diktiğini düşünen Fransa’nın bu talepleri reddetmesiyle ilişkiler gerildi. Fransa’nın İtalya’ya gözdağı vermek için icra ettiği donanma tatbikatından kısa bir süre sonra Hitler 30 Ocak 1939 tarihli konuşmasında savaş durumunda İtalya’ya askeri destek vereceğini açıkladı.

Bahsi geçen gelişmeler üzerine Almanya ile İtalya arasında 22 Mayıs 1939’da Çelik Paktı imzalandı. Pakt aslında Japonya’nın da müdahil olacağı şekilde tasarlanmıştı. Fakat Japonya’nın Pakt’ın Sovyetler Birliği’ne karşı, İtalya ve Almanya’nın ise Fransa ve Britanya İmparatorluğu’na karşı dizayn edilmesini istemeleri[10] üzerine antlaşma 22 Mayıs 1939’da Japonya’nın katılımı söz konusu olmaksızın İtalya Dışişleri Bakanı Kont Galeazzo Ciano ve Almanya Dışişleri Bakanı Joachim von Ribbentrop tarafından imzalandı. Pakta göre ülkelerden birinin savaşa girmesi durumunda diğeri ona askeri ve ekonomik yardım vaat ediyordu. Antlaşmanın ayrıca istikbalde Avrupa’da vuku bulacak bir savaş için iki ülkenin de hazırlanmasını öngören gizli protokolleri mevcuttu. Hızla gelişecek bir ticari ve askeri işbirliği vaat edilirken, gizli protokollere göre iki ülke de 1943 senesinden önce bir savaşa girmeyeceğini garanti ediyordu.

Kont Galeazzo Ciano “Çelik Paktı”nı imzalarken – 22 Mayıs 1939.

Bu maddeyi göz ardı eden Hitler 1939 yazında Polonya’yı istilaya hazırlanırken, ülkesinin başarılı bir savaş icra edebilmekten pek uzak olduğunu bilen Ciano, İtalya’yı harpten uzak tutması için Mussolini’yi ikna etmeye çabaladı: “Duce’nin tepkileri değişkenlik gösteriyor. Başta benimle hemfikirdi. Ardından şeref müessesesinin kendisini Almanya’yla birlikte yürümeye mecbur ettiğini söyledi.”[11] 10 Haziran 1940’da, Mussolini Palazzo Venezia’nın balkonundan İngiltere ve Fransa’ya savaş ilan ettiğinde ise günlüğüne şöyle düşecekti: “Üzgünüm, çok üzgünüm. İşte macera başlıyor. Tanrı İtalya’nın yardımcısı olsun!

Ciano’nun İtalya’nın savaşa girmemesi yönündeki çabaları temelsiz değildi. Öncelikle küçük bir grup Faşist lider haricinde İtalyan halkı savaşa girmek gibi bir istek duymuyordu. Almanya’ya duyulan korku ve nefret de bu hususta tesirliydi. Bunun yanı sıra İtalyan kamuoyunun çoğu, savaşı hangi taraf kazanırsa kalsın, İtalya’nın harbe iştirak etmesi durumunda kazanacak pek bir şeyi olmadığının, fakat pek çok şey kaybedebileceğinin farkındaydı. Sumner Welles, Ciano günlüklerinin 1945 tarihli ilk baskısı için yazdığı önsözde bu hususta şöyle söyler: Kont Ciano bütün bu grupların görüşlerini paylaşıyordu. Mihver hükümetlerinde yüksek mevki sahibi olanlar arasında lafı dolandırmadan ve çekinmeden savaşa karşı çıkmış olduğunu ve karşı çıkmaya devam ettiğini,savaşın uzamasıyla tüm Avrupa’nın bütünüyle yıkıma uğramasından başka bir şey öngörmediğini ve İtalya’nın harbe girmesini engellemek için hiçbir çabadan kaçınmayacağını bana söyleyen tek kişiydi.[12]

İtalya’nın endüstriyel büyümesi ve askeri üretimi 1942 sonuna kadar arzu edilen seviyeye ulaşmayacaktı. Zaten Çelik Paktı’ndaki iki ülkenin de 1943 yılından evvel savaşa girmemesini öngören gizli maddenin metinde yer almasının gerçek sebebi de buydu. Döviz Bakanı Felice Guarneri’nin, İtalya’nın Etiyopya ve İspanya’daki faaliyetlerinin İtalyan ekonomisini iflasın eşiğine getirdiğine de kulak verilmemişti.[13] 1939 yılına gelindiğinde Fransa ve İngiltere’nin askeri harcamaları İtalya’nın askeri harcamalarını oldukça geride bırakmıştı.[14] İtalya’nın yaşadığı ekonomik güçlüklerin sonucu askerler yetersiz ödeme alıyor, yetersiz donatılıyor ve yetersiz ikmal ediliyordu. Sınıfsal farklılıklarla hareket eden subayların olması da cabasıydı. Tüm bunlar ordunun moraline yansımaktaydı.[15] Askeri planlama yetersizdi. Savaşa katılınması durumunda hangi cepheye ağırlık verileceği kararlaştırılmamış, kapsamlı harekât planları yapılmamıştı. Savaş, donanma ve hava kuvvetleri bakanlıkları, bunların ihtiyaçları konusunda yeterli teknik ve teorik bilgiye haiz olmayan Mussolini’ye bağlanmıştı.[16] Mareşal Badoglio silahlı kuvvetlerin bu konudaki yetkisizliğini 1939 Kasımı’nda biraz da istihzalı bir şekilde şöyle yorumlamıştı: “Duce’nin silahlı kuvvetlerin başkanı olması şansına sahibiz. Bizim siyasi tartışmalara girmeksizin silahlı kuvvetlerin gerçek hazırlığıyla ilgilenmemiz gerek. Savaş icra edilmesi ya da edilmemesi, edilecek ise doğuda mı yoksa batıda mı icra edileceği, bunlar bizim sorumluluğumuzda değildir.”[17] İtalyan Yarımadası’ndaki hava üslerinin amfibi taarruzları desteklemeye yeterli olacağına ilişkin hatalı görüşten ötürü İtalyan donanmasında uçak gemisi bulunmuyordu. Ordunun elindeki topların modası geçmişti ve zırhlı birliklerin muharebe düzenleri modern savaşın ihtiyaçlarına tekabül etmiyordu.[18] Deniz aşırı operasyonlar için donanma ve hava kuvvetlerine ayrılan kaynaklar kara kuvvetlerinin bütçesini azaltmıştı. İtalyan askerinin standart piyade tüfeği 1891 tasarımı Carcano’ydu. Ağustos 1939’da Po Vadisi’ndeki tatbikâtlar Kral da dâhil izleyicileri hayal kırıklığına uğratmıştı. İlaveten İtalya’nın elinde yeterli miktarda bulunan tek kaynak aliminyumdu. Ülke petrol, demir, bakır, nikel, krom ve kauçuk gibi savaş sanayi için gerekli bütün maddelerde dışa bağımlıydı.[19]

Fakat 1940 Haziranı’na kadar ülkenin savaşa girmemesine yönelik tavsiyelere kulak veren Mussolini, Fransa’nın Almanya tarafından mağlup edilmesinin neredeyse kesinleştiği tarihte Kuzey Afrika’daki İngiliz ve Fransız kolonilerini ele geçirebilmek için fikrini değiştirdi. 10 Haziran 1940’ta, Palazzo Venezia’nın balkonunda, elleri kemerinde, boynu dik ve mağrur bakışlarla Fransa ve Büyük Britanya’ya savaş ilan ederek harbe girdi. Tek bir adamın, Benito Mussolini’nin iradesi İtalya’yı bir mezbahanın içine savurmuştu.[20]

Kont Ciano, bütün çekince ve itirazlarına rağmen ailesine ve ülkesine duyduğu bağlılıkla Etiyopya’da olduğu gibi uçağına atlayıp Yunan göklerinde de muharebe gördü: “Güneş nihayet ortaya çıktı. Bundan Selanik’i kıyasıya bombalamak için istifade ettim. Dönüş yolumda Yunan uçaklarının saldırısına uğradım. Her şey yolunda gitti. İki Yunan uçağı düştü, fakat itiraf etmeliyim ki ilk kez kuyruğumda düşman uçaklarıyla seyretmek durumunda kaldım. Fena bir his.”[21] Fakat harp, İtalya için bir felaket oldu. 1940 Ekimi’nde Yunanistan’a giren İtalyan ordusu Yunan topraklarından çıkarıldığı gibi, bir de Yunan ordusu İtalya’ya ait olan Arnavutluk topraklarına girdi ve ancak Almanya’nın Yunanistan’a müdahalesiyle savaş İtalya’nın lehine sonlanabildi. 1941 sonuna gelindiğindeyse İtalya’nın Afrika’da bulunan kolonilerinin neredeyse hepsi elden çıkmış, birliklerinin neredeyse tamamı bozguna uğramış, İtalya’da yiyecekler karneye bağlanmış, İtalyan donanmasının büyük gemileri petrol yetersizliği yüzünden yerlerinden kımıldayamaz hâle gelmişti.

Mezkûr hadiselerin gerçekleştiği bu buhranlı dönemde Avrupa’nın bütün önemli liderleriyle görüşmeler gerçekleştiren, İkinci Dünya Savaşı’na zemin hazırlayan onu teşkil eden hadiselerde hazır bulunan Ciano, dışişleri bakanlığının ilk günlerinden beri bu temasları not düştüğü bir günlük tutmaya başlamış ve bu âdetini de ömrünün son haftalarına kadar sürdürmüştü. Günlük tuttuğu bir sır değildi. Günlüğün bir kısmı İtalya’nın Berlin Büyükelçisi Dino Alfieri’ye, sekreteri ve daha sonra Macaristan Büyükelçisi olan Filippo Anfuso’ya; arkadaşı, dışişleri müsteşarı ve Mussolini’nin son kabinesinde bayındırlık bakanı olan Zenone Benini’ye; Döviz Bakanlığı’nda müsteşar olan Felice Guarneri’ye ve uzun yıllardır kendisinin dostu olan Nelson Page ve Orio Vergagni’ye gösterilmiş ya da onlar tarafından okunmuştu.[22] Ayrıca 1940 senesinin ilk günlerinde barış görüşmeleri için zemin aramak maksadıyla Roosevelt tarafından Avrupa’ya gönderilen ve Ciano tarafından huzura kabul edilen ABD’li diplomat Sumner Welles da Ciano’nun günlüğü bizzat gösterdiği ve okuduğu kişiler arasındaydı.[23] Damadının günlük tuttuğundan Mussolini de haberdardı. 6 Haziran 1941’de Almanların Alto Adige’deki veya öteki adıyla Güney Tirol bölgesindeki istenmeyen faaliyetlerinden öfkeyle bahsederken söze, “Bunları günlüğüne düş,” diye başlamıştı. 6 Haziran 1942’de ise Ciano’ya günlüğünü güncel tutup tutmadığını sormuştu.

Ciano günlüğünü Kızıl Haç’ın bastığı, senenin her gününe bir sayfa ayrılan yıllık ajandalara tutmaktaydı. Girdileri mürekkepli kalem ve el yazısıyla kaleme alıyordu. Bir güne çok fazla not düşülecek ise icap ettiğinde fazladan sayfa yapıştırıyor, bazen ise o gün vuku bulan hadiseleri bir sayfaya sığdırabilmek için son derece bitişik ve sıkışık yazıyordu. Her yıl için ayrı bir ajanda tutuyor ve bu ajandaları ofisinde muhafaza ediyordu.

Ciano’nun orijinal günlüklerinden bir kesit.

1942 sonları ve 1943 başlarına doğru Almanların Stalingrad’da büyük bir imha operasyonuna maruz kalmaları, Mihver kuvvetlerinin Kuzey Afrika’da bozguna uğramaları ve Sicilya’ya bir İngilz-Amerikan çıkarmasının an meselesi hâline gelmesi üzerine savaşın eninde sonunda Mihver devletlerinin aleyhine sonuçlanacağının anlaşılmasıyla birlikte Ciano, Mussolini’yi Müttefiklerle masaya oturmayı teşvik etse de, bu hususta herhangi bir sonuç alamadı. Ciano, 5 Şubat 1943’te kabinenin geri kalanıyla birlikte Mussolini tarafından görevden alınmasının ardından Roma’nın Vatikan Büyükelçiliği’ne atandı. Bu görevi sırasında, mümkünse Mussolini’nin rızasıyla, değil ise ona rağmen İtalya’nın aleyhine gelişen savaştan çekilmesi için uğraştı. Yüksek Faşist Konsey’in İtalya’nın geleceğini tartışmak üzere 24 ve 25 Temmuz 1943 tarihlerinde bir araya gelmesi ve Mussolini’nin görevden alınması sürecinde Giuseppe Bottai ve Dino Grandi’yle yakından çalıştı. Yüksek Faşist Konsey’in, Duce’nin yetkilerinin bir kısmının Kral’a devredilmesi lehinde oy kullanmasının ardından Mussolini Kral III. Vittorio Emanuele tarafından görevden alınarak tutuklanacaktı.[24]

Yüksek Faşist Konsey’in toplantısından önce Ciano’nun beklentisi Grandi’nin hükümetin başına geçip Müttefiklerle müstakil bir barış imzalamasıydı. Fakat Mussolini’nin azledilmesinden sonra Kral tarafından iktidara getirilen Mareşal Badoglio’nun yeni rejimi, “savaş sürüyor” sloganını benimsedi. Ciano bu gelişmeler üzerine siyasetten uzaklaşıp ailesiyle birlikte İspanya’ya çekilmeyi düşünmeye başlamıştı.[25] Fakat Badoglio hükümetinin Faşist yöneticilerin yolsuzluklarını araştırmak üzere bir komisyon kurması ve basının bu çerçevede kendisini hedef alması sonucunda ev hapsine alındı. Aile, partinin intikamından Almanlardan korktuğundan daha çok korkuyordu.[26] Dolayısıyla Edda Ciano, tehlike içeren bu ciddi gelişmeler sonucunda SS mensubu diplomat Eugen Dollman’la irtibata geçerek Sicherheitsdienst (SD), yani Alman Güvenlik Servisi aracılığıyla ailenin 27 Ağustos 1943’te çocuklarıyla birlikte hava yoluyla Münih’e kaçırılmasını sağladı.[27]

Bu sırada Hitler, Mussolini’nin nerede tutulduğunu bulması için 1943 yazından beri Sicherheitsdienst’e baskı yapıyordu. 12 Eylül 1943’te, yani Müttefiklerin Salerno’ya çıkmaları ve Badoglio hükümetinin İtalya’nın Müttefiklere teslim olduğunu açıklamasından dört gün sonra bu çabalar sonuç verdi. Waffen-SS komandosu Otto Skorzeny, planörler aracılığıyla komuta ettiği bir grup Alman paraşütçü ile birlikte Alpler’in zirvesindeki Gran Sasso’ya inerek, devrik İtalyan lideri tutulmakta olduğu kayak merkezinden gözüpek bir operasyonla kaçırdı. Böylece 1943 Eylülü’nde İtalya’nın kuzeyinde, başında Mussolini’nin bulunduğu, fakat aslında Almanya’nın kukla devleti niteliğini taşıyan İtalyan Sosyal Cumhuriyeti kuruldu.

Hitler, Yüksek Faşist Konsey’de Mussolini’ye karşı oy kullananları ihanet suçu işlemiş addediyor ve yeni bir Faşist hükümetin bu suçluları ölümle cezalandırması gerektiğini düşünüyordu. Hitler’e göre Mussolini ile Ciano arasındaki kan bağı Ciano’nun ihanetini daha da onulmaz kılıyordu.[28] Ayrıca Almanlar, Ciano’nun kendileri hakkındaki görüşlerinin farkındalardı. 1943 senesinin Eylül aylarında Goebbels, Ciano için “zehirli bir mantar” demişti.[29] Hem savaşın başlangıcından beri Almanya’ya karşı benimsediği mesafeli tutum ve hem de Yüksek Faşist Konsey’de Mussolini aleyhinde oy kullanması sebebiyle Nazi liderlerinin çoğu vatana ihanet suçundan Ciano’nun kellesini istiyordu. Mussolini’nin, kurtarılmasının ardından Münih’te misafir edildiği sürede Ciano’yla barışması için bir teşebbüs gerçekleştirildiyse de, Mussolini’nin karısı Donna Rachele de buna bütünüyle karşı çıkmıştı.[30]

Mussolini’nin kızı Edda ve Ciano’nun gençlik yıllarından bir fotoğraf (1930’ların başı).

Ciano, arzu ettiği üzere ailesiyle birlikte İspanya’ya gönderilmeyeceğini anlayınca Almanlarla pazarlık etmeye kalktı. Eğer Müttefik ülkelerin eline geçerse içlerinde Almanların aleyhine delil olarak kullanılabilecek çok mühim bilgiler barındıran günlüklerini Almanlara teslim edecek, bunun karşılığında ailesi ve çocuklarıyla birlikte İspanya’ya nakledilecekti. Almanlar kısa süre içerisinde günlüklerin büyük bir siyasi ve tarihi öneme haiz olduklarını anladılar. Ciano’nun bu süreçte iştigal ettiği SS erkânı (Wilhelm Höttl ve onun aracılığıyla RSHA Başkanı Ernst Kaltenbrunner ile SS Başkomutanı Heinrich Himmler) günlüklerin Müttefiklerin eline geçmesini istemedikleri kadar, bu vesikaların o sırada güç ihtilafı içerisinde oldukları Almanya Dışişleri Bakanı von Ribbentrop’u itibarsızlaştırmak için kullanılmasını da arzu ediyorlardı. Böylelikle, SS erkânının onu bir oldu-bittiyle karşı karşıya bırakmak için Hitler’e haber verilmeksizin Ciano ailesinin Güney Amerika’ya gönderilmesi için Sicherheitsdienst’e sahte pasaportlar hazırlatmasına rağmen Edda süreci garantiye almak için Hitler’in iznini istedi. Fakat Hitler’in anlaşmayı reddetmesi üzerine plan iptal edildi. Hoettl, 17 Ekim’de Ciano’nun “misafir edildiği” Oberallmannshausen’a giderek ona İtalya’ya iade edileceğini bildirdi. 19 Ekim 1943’te Verona’ya gönderilen Ciano, uçaktan iner inmez Alman ve İtalyan polisi tarafından tutuklandı.[31]

İtalyan Sosyal Cumhuriyeti’nin Bakanlar Kurulu kararıyla 25 Temmuz tarihli Yüksek Faşist Konsey oturumunda Mussolini aleyhine oy kullananların yargılanması için 1943 Ekimi’nin sonlarına doğru bir mahkeme kuruldu. Bu kişiler arasından İtalyan Sosyal  Cumhuriyeti’nin eline düşenler kasım ayında Verona Hapishanesi’ne nakledildi ve aralık ayında yargılanmalarına başladı. Edda Ciano, kocasının affedilmesi için babasını her ne kadar ikna etmeye çabaladıysa da Mussolini amansız davrandı.

Edda Ciano ve Ciano ailesinin eski bir dostu olup bu süreçte aileye yardımcı olan Teğmen Pucci 1943 Noel’inde Hilde Purwin isimli Alman ajanından Ciano’nun 28 Aralık’ta mahkemeye çıkacağını ve ölüm cezasına çarptırılacağını öğrendi. Bunun üzerine Pucci, Kontes Ciano’yu İsviçre’ye kaçmaya ikna etti. Böylece Ciano’ya bir şey olması durumunda elinde bulundurduğu günlüklerini Müttefiklere vermekle Almanları tehdit edebilecekti. Günlükler Milan’a saklandı ve Hilde Purwin’le irtibat kuruldu. Durumun aktarıldığı Hilde Purwin, SD yetkilisi General Wilhelm Harster’le irtibata geçerek Ciano’nun idam edileceğini, fakat hâl böyle olursa Edda’nın günlükleri Müttefiklere ulaştırılarak İngiltere ve Amerika’da yayınlanmalarını sağlayacağını bildirdi. General Halster, Reich Güvenlik Baş Dairesi Şefi Ernst Kaltenbrunner’le irtibata geçti. Kaltenbrunner’in SS Başkomutanı olan Reichsführer Heinrich Himmler’in icazetini almasını müteakip teklif kabul edildi. “Konte Operasyonu”yla Kont Ciano “hapisten kaçırılıp yurtdışına çıkarılacak” karşılığında ise Kontes, Kont’un günlüklerini Alman güvenlik birimlerine teslim edilecekti.[32]

Verona’daki Ciano davası – Ocak 1944.

Bir aşamaya kadar her şey planlandığı gibi ilerledi. R.S.I. (Repubblica Sociale Italiana) üniforması giyerek kılık değiştiren SS’ler Kont’u serbest bırakacaklardı. Hapishanenin kilit bölgelerindeki Alman muhafızlara SS’lere yardım etmeleri talimatı verilmişti. Ciano’nun yurtdışına çıkması için geken belgeler Hilde Purwin’e ulaştırılmıştı; karşılığında ise günlükler Harster, Kaltenbrunner ve Himmler’e teslim edilecekti. Fakat bu noktada plan çöktü. Kaltenbrunner ve Himmler, muhtemelen bir oldu-bittiyle karşı karşıya bırakmak istedikleri Hitler’den planı o vakte kadar saklamışlar veya son dakikada Hitler’in iznini talep etmişlerdi. Neden hangisi olursa olsun, planı öğrenen Hitler bunun icrasını derhal yasakladı. General Harster savaştan sonra 6 Ocak tarihinde Hitler’in ona bizzat telefon edip Ciano’nun kellesini kurtarması durumunda kendisinin kellesinin gideceği kesin bir dille belirttiğini söylemiştir.[33] Hilde Purwin’in Edda ve ona yardımcı olan Teğmen Pucci’yi amirlerinin operasyonu iptal ettiklerinden haberdar etmesiyle Teğmen 9 Ocak’ta Kontes’i İsviçre sınırına götürerek bu ülkeye kaçmasına yardımcı oldu.

10 Ocak 1944’te Ciano’nun vatana ihanetten yargılandığı Verona’daki mahkeme, 30 yıl hapse mahkûm ettiği Cianetti dışındaki bütün sanıkların vatana ihanetten kurşuna dizilmesine hükmetti. Kont Galeazzo Ciano, 11 Ocak 1944’te, Yüksek Faşist Konsey’de Mussolini’nin aleyhine oy kullanmış olan Luciano Gottardi, Giovanni Marinelli, Emilio De Bono ve Carlo Pareschi’yle birlikte idam mangasının önüne çıkarak kurşuna dizildi. Beşli, idam edilmeden evvel, son bir aşağılanma emsaline maruz kalarak sandalyeye ters bir şekilde oturtulup sırtlarından vuruldu. Ciano’nun son sözleri “Viva la Italia!” olacaktı.[34]

Kont Galeazzo Ciano savaştan sonra günlükleri/hatıratı yayınlanan ilk Mihver liderlerinden biri oldu. Chicago Daily News gazetesinin muhabiri olarak İsviçre’de bulunan Paul Ghali, Kontes’in İsviçre’ye kaçtığını öğrenmişti. Birkaç hafta süren müzakerelerin sonucunda Edda Ciano elindeki günlüklerin mikrofilme alınmasını kabul etti ve günlükler böylelikle Amerika Birleşik Devletleri’ne ulaştırıldı.[35] Günlükler, Nazi liderlerinin yargılandıkları Nürnberg Mahkemeleri’nde saldırı savaşı tasarlamak suçu isnat edilen eski Almanya Dışişleri Bakanı Joachim von Ribbentrop’un aleyhine delil olarak sunuldu. Ciano, savaş döneminde İtalya’ya ulaşan raporların ve değerlendirmelerinin ışığında Alman hükmündeki bir Avrupa’da İtalya’ya bir eyaletten daha ziyade bir rol biçilmediğini ve Almanların İtalya’nın kuzey ovaları ile Trieste’deki planlarını anlamıştı. Kont, İtalya’yı kazanırsa dahi kaybedebileceği bir savaşa sokmamak hususunda Mussolini’den daha öngörülü olduğunu kanıtlamıştı. Günlüğünün içerdiği bilgiler, İtalya’nın neredeyse kansız bir şekilde Arnavutluk’u ilhak edişini, (Almanya’nın Yugoslavya’ya girmesinden evvel icra edemediği) Hırvatistan üzerindeki planlarını, ülkenin İkinci Dünya Savaşı’na ne kadar hazırlıksız bir şekilde girdiğini, Yunanistan’daki ve Kuzey Afrika’da yaşadığı felaketleri anlamak adına altın değeri taşımaktadır. Ciano’nun Almanların bu ülkeyi istila etme planlarını Belçika’ya sızdırdığı ve Japon hükümetinin Pearl Harbor baskınından dört gün evvel Alman ve İtalyan hükümetlerini bilgilendirdiği gibi tarihi bilgiler de ilk kez bu vesikada ortaya çıkmıştır. Ayrıca günlükler İtalya’nın Balkanlar’da Türkiye’yi dikkatle gözlemlemek suretiyle icra ettiği politikayla Mussolini İtalyası’nın savaş öncesinde ve savaş sırasında Türkiye’ye karşı benimsediği tutuma dair de mühim bilgiler içermektedir. Sumner Welles’in hakkında, “Zamanımızın en kıymetli tarihi belgelerinden biri… Hitler Almanyası ile Mussolini İtalyası’na, neredeyse tüm dünyanın Mihver ortaklarının önünde titrediği yıllarda Hitlerizm ve Faşizme tabi olan halkların yozlaşmışlığına dair daha net bir anlayışa sahip olma fırsatı” dediği, William Shirer gibi yazarların döneme ilişkin kült kitaplarını kaleme alırken sıklıkla istifade ettikleri Ciano’nun günlükleri, sunduğu eşsiz bilgilerle okuyucuyu İkinci Dünya Savaşı’na dair birçok hususta aydınlatacağı gibi, ona siyasi tarihin en çalkantılı dönemlerinden birinde, amansız bir güç siyaseti ile iç içe geçen diplomasinin nasıl icra edildiğine dairizlerini günümüzde de bulabileceği mühim kesitler sunacaktır.

Dipnotlar:

[1] Timothy J, Stapelton, A Military History of Africa, ABC-CLIO, 2013, s. 203.

[2] Bruce Walker, Recalling the Invasion of Ethiopia, American Thinker, 19 Ekim 2013.
http://www.americanthinker.com adlı siteden 28 Mart 2017 tarihinde ulaşılmıştır.

[3] Çok fazla olmasa da, Faşist Parti’nin içinde La Nostra Bandiera gazetesinin kurucusu
ve “Roma Yürüyüşü”nden o yana inançlı bir Faşist olan Torinolu banker Ettore
Ovazza (21 Mart 1892–11 Ekim 1943) gibi Yahudiler de mevcuttu.

[4] Bu yasayı müteakip İtalyan Yahudilerinin yaşadıklarını birinci ağızdan dinlemek
için Auschwitz’den sağ kurtulan Nobel ödüllü Yahudi asıllı İtalyan kimyager ve
yazar Primo Levi’nin (31 Temmuz 1919–11 Nisan 1987) kitap ve makalelerinden
istifade edilebilir.

[5] Santi Corvaja, Robert L. Miller, Hitler & Mussolini: The Secret Meetings. New York,
USA: Enigma Books, 2008, s. 73.

[6] A.g.e., s.73-74.

[7] A.g.e., s.74.

[8] H. James Burgwyn, Italian Foreign Policy in the Interwar Period, 1918-1940, Westport,
Connecticut, USA: Praeger Publishers, 1997. s. 182-183.

[9] French Army breaks a one-day strike and stands on guard against a land-hungry
Italy, LIFE, 19 Aralık 1938. s. 23.

[10] William Maltarich, Samurai and Supermen: National Socialist Views of Japan, Peter
Lang Publishing, 2005, s. 75.

[11] Bkz. s. 169.

[12] Sumner Welles, “Introduction”, The Ciano Diaries, 1939-1943, Simon Publications,
1 Aralık 1945, s. xxvi.

[13] McKercher, B. J. C.; Roch Legault, Military Planning and the Origins of the Second
World War in Europe, Westport, Connecticut: Greenwood Publishing Group, 2001, s. 41.

[14] A.g.e., s. 41.

[15] Samuel W. Mitcham, Jr., Rommel’s Desert War: The Life and Death of the Afrika
Korps, Stackpole Books, 2007. s. 16.

[16] Enno von Rintelen, Mussolini als Bundesgenosse: Erinnerungen des deutschen Militärattachés in Rom, 1936-43, Tübingen, 1951, s. 47.

[17] McKercher, B. J. C.; Roch Legault, Military Planning and the Origins of the Second
World War in Europe, Westport, Connecticut: Greenwood Publishing Group, 2001, s. 39.

[18] A.g.e., s. 40.

[19] A.g.e., s. 40.

[20] Ciano’nun, idamından kısa bir süre önce 23 Aralık 1943’te Kral’a hitaben yazdığı mektupta ne İtalyan halkı ne de hükümetinin İtalya’nın yaşadığı acılardan sorumlu tutulabileceğini, tek bir adamın, çapraşık hırsları ve askeri şan kazanmak hırsına sahip Mussolini’nin ülkesi ve milletinin çöküşüne neden olduğunu söylemiştir. (Howard McGaw Smyth, The Ciano Papers: Rose Garden, 22 Eylül 1993. https://www.cia.gov/library/center-for-the-study-of-intelligence adlı siteden 28 Mart 2017 tarihinde ulaşıldı.)

[21] Bkz. s. 355.

[22] Duilio Susmel, Vita sbagliata di Galeazzo Ciano, Milan, 1962, s. 76-77.

[23] Günlüğün varlığı kamuoyuna ilk kez Amerikalı diplomat Sumner Welles’in The Time For Decision isimli kitabının 26 Şubat 1940 tarihli girdisinde, Welles’in Ciano’yla yaptığı görüşmeden bahsetmesiyle sunulmuştur: “Bir kasadan elyazısıyla günlük faaliyetlerini not düştüğü ünlü kırmızı günlüğünü çıkardı.” (Sumner Welles, The Time for Decision, Harper & Brothers, 1944, s. 212, 26 Şubat 1940 tarihli girdi.) Ayrıca Welles kitabın 1946 senesinde yayınlanan İngilizce baskısına yazdığı önsözde günlükleri 26 Şubat 1940’ta ilk kez görmesine ilişkin şöyle söylemiştir:
“Şimdi ilk kez bütünüyle yayınlanmış olan bu günlüğün varlığına ilk kez bizzat Kont Ciano sayesinde aşina olmuştum. Yaptığımız ilk görüşmede bana günlüğü gösterip bazı pasajlar okumuştu. (The Ciano Diaries, 1939-1943, s. xxvii.)

[24] Frederick W. Deakin, The Brutal Friendship: Mussolini, Hitler and the Fall of Italian Fascism, New York and Evanston: Harper & Row, 1962, s. 438-456.

[25] Howard McGaw Smyth, The Ciano Papers: Rose Garden, 22 Eylül 1993. https://
www.cia.gov/library/center-for-the-study-of-intelligence adlı siteden 28 Mart
2017 tarihinde ulaşıldı.

[26] Duilio Susmel, Vita sbagliata di Galeazzo Ciano, Milan, 1962, s.289-293.

[27] A.g.e., s. 292-293.

[28] Peter Neville, Mussolini, Routledge, 2003, s. 179.

[29] A.g.e., s. 180.

[30] A.g.e., s. 180.

[31] Duilio Susmel, Vita sbagliata di Galeazzo Ciano, Milan, 1962, s. 303-304.

[32] A.g.e., s. 328-330.

[33] A.g.e., s. 333.

[34] Peter Neville, Mussolini, Routledge, 2003, s. 200.

[35] Hugh Gibson, “Editor’s Note”, The Ciano Diaries, 1939-1943, Simon Publications,
1945, s. vi.

Bültenimize abone olun

Facebook

Daima izindeyiz...