Yüzbaşı Fritz Klingenberg (17 Aralık 1912 - Nisan 1945) Yugoslavya'nın işgalinin ardından Hitler'in elinden Şövalye Nişanı aldıktan sonra.
> İkinci Dünya Savaşı Kısa Okuma

Belgrad’ı Tek Başına Ele Geçiren Yüzbaşı: Fritz Klingenberg

Waffen-SS birliklerine ilk kuruldukları dönemde Wehrmacht subayları tarafından küçümsenen gözlerle bakıldı. Rüştlerini ispat etmeye başladıkları andan itibaren ise önlerine pek çok engel çıkarıldı. Kendilerine rakip bir başka silahlı kuvvet görmek istemeyen Wehrmacht subayları malzeme, teçhizat, üniforma ve silah konularında Waffen-SS’e bir hayli zorluk çıkardılar. Hatta Hitler Wehrmacht üst kademesini yatıştırmak adına Waffen-SS birliklerini küçük gruplar halinde başka birliklere entegre etme yoluna gitti. Ne var ki, Waffen-SS birlikleri, bünyesinden Alman silahlı kuvvetlerinin en çetin birliklerini çıkarmaya başlayınca sadece Wehrmacht tarafından değil, aynı zamanda dönemin tüm orduları tarafından korkuyla ve saygıyla anılmaya başladılar. Pek çok savaş suçuna imza attıkları savaşın ardından kanıtlarla kesinliğe kavuşturulmuş olsa da, Waffen-SS’i kudretli kılan ve Alman halkı tarafından çok sevilmesini sağlayan şeylerden biri hiç şüphesiz bünyesinde barındırdığı cesur, maceracı ve olmaz denileni mümkün kılan genç subaylarıydı. 1941 yılındaki Strafe (Cezalandırma) Harekâtı esnasında Fritz Klingenberg’in Yugoslavya’nın başkenti Belgrad’ı neredeyse tek başına ele geçirmesi şüphesiz bu durumun en iyi örneklerinden biridir.

Bad Tolz mezunu olan Hauptsturmführer (Yüzbaşı) Klingenberg Yugoslavya işgali esnasında 2. SS Panzer Tümeni “Das Reich”ın motorlu keşif taburunun ikinci bölüğünü komuta ediyordu ve düzenli ordunun şöhretli Grossdeutschland Alayı’nın da kendi birliğinin kanatlarından ilerlediğinin bir hayli farkındaydı. Klingenberg daha önce Fransa’nın işgali sırasında görev yapmış ve gösterdiği cesaretten dolayı İkinci Sınıf Demir Haç Madalyası kazanmıştı. Wehrmacht ve Waffen-SS birlikleri Belgrad’a yaklaştıkça olay yavaş yavaş hangi birliğin daha iyi olduğunu kanıtlama yarışına dönüştü. Belgrad’ı ele geçirme mükafatını düzenli ordunun mu yoksa Waffen-SS’in mi kazanacağı sorusunun cevabı henüz belli değildi. Bir süre sonra bu çekişme neredeyse ağır çekim bir yarış şeklinde devam eder hâle geldi, zira bahar yağmurları Yugoslavya’nın çoğunlukla döşenmemiş yollarını tam anlamıyla yapış yapış bir bataklığa çevirmişti ve böylece motosikletlerin çamura saplanıp kalması çok uzun sürmedi. Ancak Vlasecki kanalı üzerinde uzanan ve hâlâ havaya uçurulmamış bir köprü bulan Klingenberg ve adamları, 11 Nisan akşamı rakiplerinin önüne geçerek çok önemli bir kent olan Alibuna’ya ulaşmayı başardı. Saatin geç olmasına rağmen 20 km uzaklıktaki Pancevo’ya ilerlemeleri emredildi ve gece yarısı belirtilen noktaya vardılar. Ertesi gün, son derece yorgun olmalarına rağmen, Klingenberg, adamlarından sınırlarını zorlamalarını istedi ancak Tamis nehri üzerinde uygun bir köprü bulamadıkları için duraklamak zorunda kaldılar. Böylece Grossdeutschland Alayı’na mensup bazı unsurlar onlara yetişti. Klingenberg’in hedefi, yükselen Tamis ve Tuna nehirlerinin uzak yakasında göz alıcı bir şekilde uzanıyordu ancak istihkam birlikleri taarruz botlarıyla oraya intikal edene kadar hedefe varmaları mümkün görünmüyordu. Klingenberg bir alternatif bulabilmek umuduyla şahsi zırhlı keşif aracıyla yola koyuldu ve nehir yakınlarında terk edilmiş bir motorbot buldu. Ne var ki, bulunan bu bot son derece viran haldeydi ve bu haldeki bir motorbotla nehri geçmek son derece tehlikeliydi. Klingenberg en sonunda nehri bu botla geçmeye karar verdi ve kendisine eşlik edecek gönüllü olup olmadığını sordu. Birliğindeki neredeyse herkes Klingenberg’le birlikte gitmeye gönüllüydü ancak motorbot çok az kişiyi alabilecek kapasitedeydi. Bu sebeple bu iş için en iyi on kişi seçildi.

Bu özel timle Tuna Nehri’ni geçen Klingenberg doğrudan Belgrad’a hareket etti. Adamlarından ikisini ise botla geri göndererek nehrin bu yakasına bir grup daha getirmelerini emretti ancak bu ikinci grup Klingenberg’in ekibine hiçbir zaman ulaşamadı çünkü bot, dönüş yolunda alabora olarak battı. Bir Waffen-SS yüzbaşısı ve onunla birlikte 8 askeri artık Tuna Nehri’nin öte yakasında erzakları bulunmaksızın, kısıtlı mühimmatla ve herhangi bir destek grubunun gelmeyeceğinden emin olarak öylece kalakalmıştı. Yine de şehre ilerleyerek sokaklarda devriye atmaya başladılar. Klingenberg ilk anda şaşırtıcı bir biçimde hiçbir direnişle karşılaşmadı ancak Alman Büyükelçiliği’ne vardığında binanın öfkeli bir kalabalık tarafından kuşatılmış olduğunu gördü. Bunun üzerine hemen iki makineli tüfek takımı teşkil etti ve makineli tüfek takımlarıyla burun buruna kalan kalabalık bir anda dağılıverdi. Kalabalığın dağılmasının ardından elçilik binasına giren Klingenberg telefona sarılıp belediye başkanını arayarak şehrin teslim edilmesini istedi. Kendisini taarruza hazırlanan bir muharebe grubunun öncü birliğinin komutanı olarak tanıttı ve şehrin teslim edilmemesi halinde derhal hava taarruzu için destek isteyeceği tehdidinde bulundu. Buna ilaveten, hava taarruzlarını topçu baraj atışlarının takip edeceğini ve ardından zırhlı birliklerin şehri yerle bir edeceğini söyledi. Aslına bakılırsa bu tam anlamıyla bir blöftü; zira Klingenberg’in telsizi yoktu. Yanında getirdiği 8 kişilik ekipteki tek telsiz de arızalıydı ancak elbette bütün bunlardan habersiz olan belediye başkanının teslimiyet belgelerini imzalaması çok uzun sürmedi. Ardından belediye binasına Alman bayrağı çektiren Klingenberg, emir bekleyen 1.300 kadar Yugoslav askerin de silahlarını bırakarak teslim olmalarını istedi. Teslim olan Yugoslav askerleri 4 gruba bölüp dört farklı otele gönderdi ve her grubun başına kendi grubundan bir asker gönderdi. Harp tarihinin en enteresan olaylarından biri gerçekleşmiş ve 1.300 kişilik bir kuvvet yalnızca iki elin parmakları kadar bir grup tarafından esir alınmıştı. Olaydan kısa süre sonra Wehrmacht’a bağlı 11. Panzer Tümeni, ilk gelenin kendileri olduğunu düşünerek şehre girdi. Haberler netlik kazandığında 11. Panzer Tümeni’ne mensup askerlerin hayal kırıklığı ve Klingenberg’in mensup olduğu Das Reich Tümeni karargâhındaki kutlamalar tahmin edilebilir. Klingenberg, göstermiş olduğu bu üstün başarıdan dolayı Şövalye Haçı ile ödüllendirildi ve bizzat Hitler’in tebrikine nail oldu.

21 Aralık 1944 tarihinde Fritz Klingenberg SS-Standartenführer rütbesine yükseltildi ve iki hafta sonra (12 Ocak 1945’te) SS Tümeni Götz von Berlichingen’i komuta etmek üzere görevlendirildi. Tümeni, 7’nci Birleşik Devletler Ordusu’nun XV. Kolordusu’na karşı Saarbrücken’in güney doğusunu savunan XIII. SS Kolordusu’na dahil edildi. Klingenberg, Herxheim’ın batı yakasında yaşanan silahlı çatışmalar esnasında bir tank atışı sonucu 23 Mart 1945 tarihinde hayatını kaybetti. Mezarı, Fransa, Andilly’de bulunan Alman Savaş Mezarlığı’nda yer almaktadır.

Klingenberg’in Fransa, Andilly’de bulunan Alman Savaş Mezarlığı’ndaki mezarı.

Bu hikâye bazı önemli noktaları vurgulaması açısından önemlidir. Olay, Waffen-SS’in düzenli ordudan daha iyi olduğunu göstermedeki kararlığını ortaya koyarken, Waffen-SS askerlerinin azmini, saldırgan tutumunu ve cesaretini de göstermektedir. Aynı zamanda da küçük çaplı faal bir Blitzkrieg taktiği örneğidir.

 

YARARLANILAN KAYNAKLAR

Edwards, Robert J. (2015) Tip of the Spear: German Armored Reconnaissance in Action in World War II, s. 160, 173, 174, Stackpole Books, ISBN 978-0811715713

Mcnab, Chris (2013) Hitler’s Elite: The SS 1939-45, s. 143, 144, 145, Osprey Publishing. ISBN 978-1782000884

Mattson, Gregory L. (2002) SS Das Reich: The History of the Second SS Division, 1939–45, Zenith Press, ISBN 978-0-7603-1255-1

Bültenimize abone olun

Facebook

Daima izindeyiz...