Genel

Bismarck Dönemi Alman Diplomasisi (1871-1890)

Giriş

Pek çok kişi için 19. yüzyıl “her şeyin başladığı” bir yüzyıl olmuştur. Etkilerini 19. yüzyılda göstermesi bakımından 1789 Büyük Fransız Devrimi’ni de dahil edebileceğimiz bu “en uzun yüzyıl”, iki dünya savaşının yaşanacağı 20. yüzyılı şekillendirmesi açısından çok önemlidir. Bu dünya savaşlarının ilkine giden süreçte ise Avrupa’ya şekil veren Metternich ve Bismarck gibi diplomatlarla karşılaşmaktayız. Özellikle Bismarck; kendisinden önceki Metternich düzenini yıkıp kendi düzenini kurması ve bizi Birinci Dünya Savaşı’na götürmesi bakımından önemlidir. Her ne kadar kendisinden sonra gelen Alman bürokratları onun politikalarını izlemeseler de devraldıkları ve Almanya gemisini yüzdürecekleri okyanus Bismarck’ın bıraktığı okyanustur. Devraldıkları bu gemiyi, uçsuz bucaksız bir okyanusta bir buzdağına çarpıp batırmak ise kendilerine mahsus olacaktır. Bu yazıda ise Bismarck’ın yirmi yıl boyunca Avrupa diplomasisine nasıl hâkim olduğunu, politikasının ilkelerini ve kurduğu ittifaklar sistemini inceleyeceğiz. Birinci Dünya Savaşı’na giden süreçte Avrupalı olmasa da Avrupalıların savaşı olan Birinci Dünya Savaşı’na dahil olan Osmanlı’nın ittifakının kazanılması konusunda ilk adımları atan kişi olduğu için aynı zamanda Osmanlı siyasetine de değinmeyi mühim görüyoruz.

1871 Öncesi Almanya

Siyasi birliğini sağlamadan önce Almanya, 1815 Viyana Kongresi’nde kabul edildiği üzere Avusturya, Prusya ve “Üçüncü Almanya” denilen küçük ve orta boy Alman devletlerinden oluşmaktaydı ve bu devletleri çatısı altına toplayan konfederatif bir yapıya sahipti.[1] 1815’i izleyen yıllarda, Kuzey Almanya’daki ekonomik entegrasyonu sağlayan Zollverein Gümrük Birliği Anlaşması’nın dışarısında kalan Avusturya, gerek diplomatik meseleler sebebiyle, gerekse ülke içerisinde baş gösteren huzursuzluklar sebebiyle Almanya üzerindeki egemenliği yitirmeye başlamış ve Prusya, güç kaybeden Avusturya’ya alternatif olarak Almanya’da yükselen bir güç olmaya başlamıştı. Böylelikle Almanya, yüzyılın ortalarında genel olarak bu iki gücün karşı karşıya geldiği bir bölge olmuştur.

Prusya ve Avusturya arasında Almanya’da ortaya çıkan bu düalizm, 1848’deki ayaklanmalarla gündeme gelen “Alman Milli Meselesi”yle doruk noktasına ulaştı ve Prusya Şansölyesi Otto von Bismarck’ın “kan ve demir” politikasının bir parçası olan 1866’daki Avusturya-Prusya Savaşı’nda Avusturya’nın ağır bir yenilgiye uğratılmasıyla çözüme kavuştu. Böylelikle Almanya, Kuzey Alman Konfederasyonu çatısı altında kısmen birleşti.[2] Hemen dört yıl sonra gerçekleşen Fransa Savaşı ile birlikte de 18 Ocak 1871’de tüm Almanya Prusya’nın liderliğinde birleşecekti.[3]

1815 Viyana Kongresi’nde kurulan Alman Konfederasyonu.

Bismarck Dönemi Almanya Dış Politikası

Almanya’nın siyasi birliğini sağlaması, Avrupa diplomasisinde yepyeni bir dönem başlatmıştı. İngiliz Başbakan Benjamin Disraeli, 1871’de gerçekleşen birleşme hadisesini “Alman Devrimi” olarak şu şekilde ifade etti:

“Fransız Devriminden daha büyük bir siyasi hadise niteliğindeki Alman Devrimini temsil eden şey savaştır… Artık yeni bir dünya, etkisini gösteren yeni etkiler, baş edilmesi gereken yeni tehlikeler ve unsurlar vardır. Güçler dengesi bütünüyle yerle bir olmuştur.”[4]

            Bismarck’ın Almanya’yı “kan ve demir” politikasıyla birleştirmesi gerçekten de bir devrim niteliği taşımaktaydı. Alman düalizminin çözümü, o zamanlar devlet adamlarının tahmin ettikleri şekliyle; Almanya’da sürtüşen Avusturya ve Prusya devletlerinden birinin tamamen güçten düşürülmesi yoluyla ve bir intikam savaşını gerektirecek şekilde gerçekleşmemişti. Bismarck, ülkesini birleştirirken yeni kurulacak olan Almanya’yı, Prusya’nın yönetebileceği büyüklükte;[5] yani Edward Crankshaw’ın tabiriyle “Prusyalılaştırabileceği” büyüklükte,[6] Avusturya Almanyası’nı kurulan birliğe dahil etmeyerek kurmuştu ve ilerleyen yıllarda uygulayacağını düşündüğü politikaları doğrultusunda Avusturya’nın diplomatik varlığını muhafaza etmişti.[7] Fransa’da ise Prusya ordularına tutsak düşen III. Napoleon, gerçekleşen bir ayaklanmayla Paris’teki iktidarını kaybetmiş ve Fransa’da, bir daha hiçbir tacın gölgesinde kalmamak üzere cumhuriyet ilan edilmişti.[8] İtalya ise 1866’da Prusya’nın yanında savaşa girerek Avusturya’dan Venedik’i almış ve büyük ölçüde siyasi birliğini tamamlamıştı.[9] Böyle bir ortamda yeni kurulan Almanya’nın da Şansölyesi olan Bismarck’ın, daha önce izlediği “kan ve demir” politikası, Realpolitik’in bir gereği olarak artık bir çeşit barış politikasına evrilecektir.[10]

ABD’nin eski dışişleri bakanlarından Henry Kissinger, Bismarck’ı “çağının çok ilerisinde bir diplomat”[11] olarak nitelendirirken kısmen haklıydı. Kısmen haklıydı çünkü Bismarck, yalnızca diplomatik olarak değil, iktisadi olarak da çağının ilerisindeydi. Zira özellikle Osmanlı siyasetini incelerken göreceğimiz üzere barış döneminde Alman emperyalizmi, İngiliz veya Fransız emperyalizmi gibi siyasi ve somut bir biçimde, orduların ve donanmanın yardımıyla değil, tüccarlar ve sözleşmeler vasıtasıyla özgün ve soyut bir biçimde ortaya çıkmıştır. Zira Almanya, fevkalade bir sanayi potansiyeline sahipti. Bu potansiyeli 1850-1870 arası dönemde izlenen gelişmeden rahatlıkla görebiliriz. 1850’de, Almanya’nın sabit makine (buhar) gücü yalnızca 40.000 beygir iken 1870’e geldiğimizdeyse bu sayı 900.000 beygir gücüne çıkmıştı ve bu, Sanayi Devrimi’ni başlatan ve “Dünyanın Atölyesi” olarak anılan İngiltere’nin kapasitesi ile neredeyse eşitti.[12] Nitekim Almanya’nın sahip olduğu bu üretim potansiyeli, barış döneminde iyi değerlendirilmiştir. İngiltere’nin sömürgelerine ve diğer ülkelere yaptığı ihracat, Almanya’nın birleşmesinden önce Alman İmparatorluğu topraklarının toplam ihracatının iki katı katı kadarken, 1913 yılında Almanya İngiltere’yi çoktan geride bırakmıştı[13]. Endüstri ve maden alanındaki üretimlerde ise Almanya ile İngiltere’nin toplam üretim içerisindeki payları sırayla %23,5 ve %19,5’ti.[14] Dolayısıyla Almanya için faydalı olan şeyin, yani Realpolitik’in gerektirdiği şeyin barış döneminin muhafazası olduğu fazlasıyla açıktı. Ayriyeten askerî gücünü Avrupa’nın üç devletine karşı yaptığı savaşla tüm dünyaya kanıtlamış olan Almanya’nın düşmanları için Almanya ile müzakere etmek bile onları ürkütmeye yeterliydi. Bismarck’ın deyimi ile “Milletin askerî kuvvetini gösteren delillerin dünyayı hayrete düşürür bir şekilde ortaya konmasından [Danimarka, Avusturya ve Fransa ile gerçekleştirilen savaşlardan] sonra Alman politikasının aldığı barışsever mahiyettir ki, yabancı devletlerin ve içerideki düşmanlarımızın, Alman kudretinin yeni gelişmesiyle umduğumuzdan daha çabuk ve hiç değilse müsamaha gösterebilecek derecede uzlaşmalarına ve imparatorluğun gelişmesini, sağlamlaşmasını bazılarının hayırhahlıkla, bazılarının da muvakkaten kabulü lazım gelen bir barış bekçisine karşı izharı zaruri olan saygı ile seyretmelerine mühim surette yardım etmiştir.[15]Dolayısıyla Almanya’nın ekonomik alanda gerçekleştirdiği bu ilerleme, Bismarck’ın dış politikada dengenin ve barışın korunmasında bu kadar ısrar etmesinde ne kadar haklı olduğunu ölümünden yıllar sonra gözler önüne sermiştir.

            Bismarck’ın İttifaklar Sistemi

            Bismarck’ın ittifaklar sistemine geçmeden evvel Bismarck’ın politikalarının temelini teşkil eden “Satranç Tahtası Teorisi”nden bahsetmekte büyük fayda var. Zira Bismarck’ın tüm siyaseti bu teori üzerine kurulmuştur. Satranç kuralları gereği oyun tahtasında 64 kare vardır. Eğer bu kareler, oyuncunun hamle yapamayacağı şekilde kapanırsa doğal olarak oyuncunun manevra alanı kısıtlanacaktır. Eğer toplamda 16 kare kapanırsa teorik olarak oyun oynanamaz hale gelmektedir. Böylelikle oyuncunun sonu da gelmiş olur. Dolayısıyla bir satranç oyuncusu olarak diplomatın en büyük amacı mümkün olduğunca fazla manevra alanına sahip olmaktır. Bu yüzden herhangi bir kareyi kapatacak olan olayları engellemek diplomatın başlıca görevidir. Somut bir örnek vermek gerekirse eğer X ulusunun nefretini kazanırsanız o ulusla ittifak yapmak olasılığınız da ortadan kalkar. Dolayısıyla başka uluslara karşı X ulusuyla ittifak yapma imkânınız kalmadığı için satranç tahtasındaki bir kare sizin için kapanmış olur. Bununla birlikte her an X ulusuna karşı savaşabilecek durumda olmanız gerekeceği için bundan sonraki ittifaklarınızı da bu ihtimal doğrultusunda şekillendirmek zorunda kalırsınız. Dolayısıyla kapanan her kare sizin siyasetinizi sizin “iradenizin” çerçevesinden çıkartacak ve siyasetinizi elinizde olmayan koşullara bağlayacaktır. Bismarck’ın siyaseti ise, örneğimize uyacak şekliyle tam anlamıyla kareleri açık tutarak tüm diğer devletlerle, başka herhangi bir devlete karşı ittifak yapmak ve isteklerini de bu suretle diplomatik zor kullanarak elde etmek üzerine kuruluydu.

İmpartor III. Napoleon, Sedan Muharebesi sonrasında kılıcını Prusya Kralı I. Wilhelm’e teslim ediyor. Arkada ise Şansölye Bismarck, Prens Friedrich ve Genelkurmay Başkanı Moltke.

            1871’de, Prusya kurmayları barış anlaşmasını imzalayıp Berlin’e döndüklerinde Fransa’nın kuzeyi Prusya ordularının işgalindeydi ve 5 milyon franklık savaş tazminatı ödenene kadar da Prusya ordularının işgali altında olacaktı.[16] Her ne kadar Bismarck, satranç tahtasındaki karelerden birinin kapanacağını düşündüğü için ilhaka karşı da olsa,[17] Alsas-Loren’in ilhakı, Friedrich Engels’in, Marx’ın Fransa’da İç Savaş kitabına yazdığı ön sözde de vurguladığı üzere,[18] Fransa’da intikam (revanche) duygusunun büyük savaşa kadar sönmemesine sebep olmuştur.[19] Avusturya ise 1866’daki Prusya ile yaptığı savaştan sonra Prusya’dan pek haz etmeyen ama ona karşı agresif bir tutum içerisinde de bulunmaktan kaçınan bir politika izliyordu. Nitekim 1870-71 Fransa Prusya Savaşı öncesinde III. Napoleon ile münasebetlerde bulunulmuş, ancak Napoleon’un ittifak teklifi, uygulanan bu politika sebebiyle reddedilmişti.[20] İngiltere ise uzun zamandır kıta Avrupası’ndaki kesin ittifaklardan kaçınan bir devlet olarak, 1875’te Fransa-Almanya arasında bir diplomatik kriz gündeme geldiğinde de görüldüğü gibi, Almanya’ya “itimatsızlık” göstermekteydi.[21] Ayriyeten Bismarck, hükûmet yapısı gereği gizli anlaşma imzalayamaması sebebiyle –zira İngiltere’de anlaşmaların mecliste oylanması gerekirdi ve bundan dolayı anlaşmalar gizli kalamazdı- İngiltere’ye güvenmezdi ve İngiltere parlamentosunu ve medyasını da “kolay aldatılabilen” bir konumda görürdü.[22] Buna rağmen İngiltere ile kalıcı bir ittifaktan ziyade bölgesel olarak işbirliği yapmanın önünde herhangi bir engel yoktu. İlerleyen zamanlarda da göreceğimiz gibi gerek 1878 Berlin Kongresi’nde, gerekse Akdeniz anlaşmalarında göreceğimiz üzere İngiltere her zaman için Almanya için bir seçenek olmuştur. İtalya’nın ise durumu fazlasıyla farklıydı. 1859’da Avusturya’ya karşı Fransa’nın desteğini alarak başlattıkları İkinci Bağımsızlık Savaşı’nda III. Napoleon tarafından yarı yolda bırakılmışlardı ve Üçüncü Bağımsızlık Savaşı’nı 1866’da Prusya’nın desteğini alarak başlatmışlardı.[23] Dolayısıyla iki taraf arasında, 1915’e kadar gidip gelecek olan İtalya, bu yıllarda –özellikle Tunus’un Fransa tarafından ilhak edilmesinden (1881’den) sonra- Almanya’yı, dış politikada Fransa’yı dengeleyebileceği bir güç olarak görüyordu.[24] Rusya ile olan ilişkiler ise gerek Bismarck’ın nazarında gerekse de hanedanlar nazarında fazlasıyla iyiydi. 1848’de Frankfurt Meclisi’nde muhafazakârlığın ve devrim karşıtlığının en sert isimlerinden biri olan Bismarck, aynı zamanda Rus yanlısı siyaseti ile de tanınırdı ve St. Petersburg’da yaptığı büyükelçilik ile de saray ile olan ilişkilerini geliştirmişti. Bismarck ile Rus bürokratlarının birbirlerine duydukları güven o kadar büyüktü ki büyükelçiliği sırasında Rus Başbakanı Prens Gorçakov, Berlin’den gelen ve Rus Çarı’nın kenar notlarının bulunduğu raporları henüz kendisi bile okumadan Bismarck’a gösterir ve “Okumamanız lazım gelen yerleri unutursunuz” derdi. Bismarck da bu hususta kendisine söz verirdi.[25] Bismarck, Rusya’daki bürokratlarla olan ikili şahsi ilişkilerini şansölyeliğinde çok iyi kullanmış ve Rusya, 1870-71’deki Fransa Savaşı’nda tarafsız kalarak Avusturya üzerinde 1866 Savaşı için herhangi bir intikam savaşına girmemek üzere tarafsız kalması için fevkalade bir baskı oluşturmuştu.[26]

            Görüleceği üzere Fransa hariç tüm diğer devletler ile ilişkiler fena değildi. Diğer bir deyişle satranç tahtasında Fransa hariç tüm diğer kareler oynanabilir durumdaydı. Bu durumda da Bismarck’ın yapacağı tüm açık karelere oynamak olacaktı. Bismarck, bundan sonraki Alman dış politikasını, kendi ifadesiyle “Fransa’ya nefes aldırmamak” üzerine kuracaktı.[27] Alman kara ordusu, belki 1871’de bile dünyanın en güçlü kara ordusu olabilirdi ancak Bismarck’a göre dünyanın en güçlü ordusu bile iki cephede savaşamazdı. Bundan dolayı Fransa’nın Avusturya veya Rusya ile ittifak yapıp Alman İmparatorluğu’unu birden fazla cephede sıkıştırma ihtimali, bundan böyle “Bismarck’ın Kâbusu” olarak anılacaktı. Zira kendi de ifade ettiği üzere “Bu tür bir kâbus bir Alman bakanının tamamen haklı bir endişesi olarak çok uzun zaman, belki de sonsuza kadar sürecektir.[28]Sonsuza kadar sürecek olan bu kâbusun önüne geçmek içinse Bismarck’ın kolladığı fırsat kendi ayağına gelecekti. Avusturya İmparatoru Franz Joseph’in 1872 Eylül’ünde Berlin’e yapmayı planladığı ziyarete son anda Rus İmparatoru II. Alexander’ın da katılması, Bismarck’a, Avrupa’nın üç taçlı başının bir araya geleceği bu toplantıyı bir ittifakla taçlandırmak imkânı sundu. İmzalanan ittifak anlaşmasına göre ise her taraf, başka devletlerce saldırıya uğrayacak olan devletin yanında savaşmak üzere 200.000 asker destek gönderecekti.[29] Böylelikle Birinci Üçlü İmparatorlar Ligi (Entente des Trois Empereurs) Berlin’de kurulmuş oldu. Kurulan birlik, devletlerin aralarında yaptıkları ikili anlaşmalarla da pekiştirildi.[30]

Bismarck’ın Üçlü İmparatorlar Ligi’ndeki nüfuzuna ilişkin İngiliz Punch mizah gazetesinin bir karikatürü.

            Eric Hobsbawm, Bismarck’ın kurduğu Üçlü İmparatorlar Ligi’ni, Metternich’in devrimci hareketlere karşı 1815’te kurduğu yine aynı devletlerden müteşekkil, ayaklanmalara karşı birbirlerine destek olacak Kutsal İttifak benzeri bir koalisyon olarak nitelendirir.[31] Haklı olmakla birlikte -zira Bismarck da hatıratında bundan bahseder[32]– Üçlü İmparatorlar Ligi’nin Kutsal İttifak’tan daha geçerli diplomatik sebepleri mevcuttur. Bismarck, 1877’de kaleme almış olduğu Kissinger Diktası’nda (Kissinger Diktat) Almanya’nın Doğu Sorunu’na ilişkin konumunun nasıl olması gerektiğini şu şekilde ifade etmiştir:

“1. Rus ve Avusturya çıkarlarının ve karşılıklı rekabetlerinin Doğu’ya kayması;

2. Rusya’nın Doğu’da ve sahilleri boyunca kuvvetli savunma pozisyonu almak için bizimle bir ittifaka ihtiyaç duyması;

(…)

5. Avusturya sarayındaki merkezîleştirici veya ruhban güçlerinin bir şekilde takip temayülünde bulunduğu Almanya karşıtı koalisyonları kurmalarını güçleştirecek Rusya-Avusturya ilişkileri.[33]

            Aynı diktada yukarıda bahsettiğim “kâbusa” da dikkat çeken Bismarck’ın Üçlü İmparatorlar Ligi’ni kurmaktaki amacı Fransa’yı yalnızlaştırarak Almanya’nın doğu ve güney sınırlarını güvene almaktı.[34] Fakat kurulan ilk birlik fazla sağlam değildi. Zira Rusya ile Avusturya’nın ilişkileri Kırım Savaşı’ndan beri iyi değildi. 1848 Ayaklanmaları sırasında Avusturya ordusunun bastırmakta başarısız olduğu Macar ayaklanması Rus ordusu tarafından bastırılmıştı.[35] Rusya’nın bu iyi niyetine karşılık Avusturya Kırım Savaşı’nda Rusya’ya ültimatom vererek Rusya’dan, savaşta ele geçirdiği Eflak ve Boğdan’ı boşaltmasını istedi. Rusların ültimatoma uyarak bölgeyi boşaltmasının üzerine Avusturya Osmanlı ile anlaşarak Eflak ve Boğdan’a girdi ve savaşta kimseye geçiş hakkı vermeyeceğini ilan ederek, Rusya’yı engellemek üzere Osmanlı ile Rusya arasındaki kara bağlantısını kopardı.[36] Dolayısıyla Bismarck’ın kurduğu Üçlü İmparatorlar Ligi bu husumetin üzerine inşa edilmişti. Ancak Üçlü İttifak’ta da görüleceği üzere Bismarck’ın ittifaklar sisteminin en belirgin karakteristik özelliği çelişkiler üzerine kurulmuş ve sürdürülmüş olmasıdır. Nitekim Birinci Üçlü İmparatorlar Ligi çok uzun sürmeyecek, Avusturya ile Rusya’nın -başta Bosna-Hersek ve Sırbistan olmak üzere- Balkanlar üzerinde yaşadıkları anlaşmazlıklar üzerine 1878’de sona erecektir.[37]

            Rusya’nın Üçlü İmparatorlar Ligi’nden çıkması üzerine Bismarck’ın Kissinger Diktesi’nde ifade ettiği “kâbus”un gerçekleşme ihtimali artmıştı. Zira Fransa, Bismarck’ın tahmin ettiğinden çok daha kısa sürede 1871 savaşının tazminatını ödemişti ve Prusya ordularının işgalinden kurtulup güçlenme eğilimine girmişti.[38] Dolayısıyla Bismarck’ın ne yapıp edip Rusya’yı yeniden birliğe dahil etmesi gerekiyordu. Bunun içinse Rusya’yı buna zorlamayı düşündü. Avusturya ile özellikle Rusya’ya karşı 1879’da yaptığı ittifakı Rusya’ya duyurması tam da bu etkiyi yaptı. Zaten Akdeniz’de, bilhassa Bulgaristan’da İngiltere ile sürtüşen[39] Rusya’nın, Almanya ile de karşı karşıya gelmesi ihtimali gözünü korkutmuştu. İyice yalnızlaştığını düşünen Rusya, Almanya’nın desteğini kaybetmemek üzere 1881’de İkinci Üçlü İmparatorlar Ligi’ne katıldı.[40] Ancak Rusya, doğuda ve bilhassa Balkanlar’da sorun çıkaran bir devlet olduğu müddetçe Bismarck’tan beklediği desteği bulamayacaktı. Zira Bismarck’a göre Almanya, “kan ve refahını”, en yakın müttefiki olan Avusturya’nın “balkan politikası” için bile harcamamalıydı.[41] Zaten Reichtag’da yaptığı bir konuşmada da belirttiği üzere uğruna “Pomeranyalı bir askerin kemiğine bile değmeyecek”[42] Balkan politikaları konusunda Bismarck Rusya’ya ne kadar destek verebilirdi? Dolayısıyla ilerleyen zamanlarda da Üçlü İmparatorlar Ligi Rusya’yı tatmin etmeyecek ve Almanya, Avusturya ve Rusya arasındaki bu ittifak 1887’de bozulacaktır.[43] 1875’te Almanya ile Fransa arasında yaşanan diplomatik krizden sonra artık gerçekleşme ihtimali daha fazla olan, Kissinger Diktesi’nin belirttiği kâbustan kaçınmak içinse Bismarck sadece Rusya ve Almanya arasında imzalanacak olan teminat anlaşmalarını kullanacaktır. Avusturya konusunda ise Bismarck’ın henüz endişelenmesine gerek yoktu. Zira Üçlü İttifak hala yürürlükteydi.

            Üçlü İttifak

             Esasında Üçlü İttifak nazarında olmasa da farklı bir sitede yazdığım “İtalya ‘Dönek’ mi?” başlıklı 19. yüzyılda İtalya’nın dış politikasını ele aldığım bir yazımda ele almıştım (Bkz. 26. Dipnot). Her ne kadar Bismarck’ın eseri olsa da, Almanya perspektifinden bakmaya çalıştığımız bir yazıda Üçlü İttifak hakkında ince ayrıntılara girmeyi lüzumsuz buluyorum. Zira Üçlü İttifak’ı tam olarak anlayabilmek için Alman perspektifinden ziyade bir İtalyan perspektifine ihtiyacımız var. Bu sebepten ötürü bu yazıda Üçlü İttifak hakkında sadece temel şeylere değineceğim.

            Üçlü İttifak, Bismarck’ın Avrupa siyaseti üzerindeki egemenliğinin tescili olmuştur. İtalya’yı Üçlü İttifak’ta tutmak biraz zor olsa da Bismarck bunu 1890’daki istifasına kadar sürdürmüştür. Üstelik bu ittifak da tıpkı Bismarck’ın diğer ittifakları gibi çelişkiler üzerine kuruluydu. Zira İtalya, 1848’den 1866’ya kadar başlattığı üç Bağımsızlık Savaşı’nın tamamını da Avusturya’ya karşı vermişti.[44] İtalya’nın kuzeyini Avusturya işgalinden kurtarmayı amaçlayan bu savaşlar kısmen başarılı olsa da kurtarılmamış topraklar olan Dalmaçya kıyıları, İstriya ve Trentino bölgesi halen Avusturya işgali altındaydı.[45] Dolayısıyla bu ittifak da Bismarck’ı zorlamış ve ittifak defalarca dağılmanın eşiğine gelmiştir. Savunma ittifakı olarak kurulan bu ittifak, zamanla İtalya’yı bünyesinde tutabilmek için İtalya’nın Kuzey Afrika’daki sömürgeci faaliyetlerine diplomatik destek vermeyi taahhüt etmiştir.[46] Üçlü İttifak, Akdeniz konusunda dolaylı yoldan İngiltere ile anlaşılması konusunda da Bismarck’a imkân tanıdı. Bismarck, İtalya’yı teşvik ettiği bir Akdeniz Anlaşması’yla İngiltere ve İtalya arasında Rusların Akdeniz’i tehdit etmelerine karşı İngiltere’ye güvence verdi.[47] İngiliz-İtalyan anlaşmasını aynı niteliği taşıyan İngiliz-Avusturya anlaşması izledi ve bunu da İtalyan-İspanya anlaşması izledi. Literatüre 1887 Akdeniz Anlaşmaları olarak geçen bu birbiri sıra imzalanan anlaşmaların hepsinin ortak noktası ise Akdeniz’deki statükoyu korumaktı. İngiltere Mısır’da İtalya’nın, İtalya ise Libya’da İngiltere’nin desteğini almak istiyordu. İtalya aynı zamanda Fransa’ya karşı korunabilmek için İspanya’nın desteğini alıyordu ve dolayısıyla İspanya dolaylı yoldan Üçlü İttifak’a bağlanmış oluyordu[48]. 1882’de Romanya ile Avusturya-Macaristan arasında yapılan anlaşmayı ve Romanya’nın dolaylı olarak Üçlü İttifak’a dahil oluşunu da düşünürsek[49] Bismarck, Rusya’dan Avusturya Macaristan’a, Romanya’dan İtalya’ya, İspanya’dan İngiltere’ye örümcek ağı gibi ördüğü, çelişkiler üzerine kurulu bir ittifaklar sistemi ile Fransa’yı yalnız bırakmış ve amacına ulaşmıştır.

Üçlü İttifak’ı temsil eden bir karikatür. Karikatürde İtalya’nın boyunun Almanya ve Avusturya ile “kadeh tokuşturamayacak” kadar küçük çizilmiş olması dikkat çekici.

Bismarck’ın Osmanlı Politikası

Bismarck, 1878 Ayastefanos Anlaşmasına kadar Osmanlı’yı ittifaklar sistemine dahil etmemiştir. Bunun sebebi ise Doğu Sorunu’nda Almanya’nın doğrudan bir çıkarının bulunmamasıydı.[50] Ancak Ayestefanos’ta görüldü ki Doğu Sorunu, Bismarck’ın kurduğu tüm dengeyi bozabilecek bir nitelik taşımaktaydı, nitekim bozmuştu da. Esasında, Osmanlı ile Rusya arasında gerçekleşecek ve Rusya’yı yıpratacak bir savaşın çıkmasını Bismarck da istiyordu.[51] Avrupa genelinde, Rusya ile Osmanlı arasında çıkması muhtemel bir savaşa karşı olan genel tutum, savaş yıllarında Avrupa’da popülerleşen bir şarkının sözünden de anlaşılacağı üzere savaşta herhangi bir tarafa destek olmamak ama savaşın aşırılıklarını da engellemek üzerineydi:

“We don’t want to fight, but by jingo if we do / We’ve got the men, we’ve got the ships, we’ve got the money too. The Russians shall not have Constantinople”[52]

(Savaşmak istemiyoruz ancak çıkarlarımız için savaşmamız gerekirse / Askerimiz var, gemimiz var, paramız da var. Ruslar Konstantinapol’ü alamayacaklar)

Askerlerle yahut gemilerle olmasa da, hatta Ruslar İstanbul’u almasalar da Avrupalı güçler savaşın sonucuna müdahale etmek durumunda kaldılar. Ayastefanos Anlaşmasını düzenlemek üzere kongre Berlin’de toplandı. Berlin Kongresi’ni, Kırım Savaşı’nın diplomasi masasında yürütülen bir versiyonu olarak düşünmenin hatalı olmayacağı kanısındayım. Ayastefanos Anlaşması’nın 6. maddesine göre sınırları düzenlenmiş olan Rus güdümündeki Büyük Bulgaristan hem Ege denizine, yani sıcak denizlere, hem de Selanik yolunu kapaması bakımından İngiltere ile Avusturya’nın çıkarlarını tehdit etmekteydi. Tamamen Üçlü İmparatorlar Ligi’ni ilgilendiren 4. Maddede, Bosna-Hersek üzerinde yapılan düzenleme de Rusya’nın sadece bir yıl önce Avusturya ile yapmış olduğu anlaşmaya aykırıydı.[53] Dolayısıyla Ayastefanos Anlaşması en başta Üçlü İmparatorlar Ligi’nin birliğini tehdit etmekteydi. Dolayısıyla Bismarck’ın müdahale etmesi gereken bir durum söz konusuydu. Bismarck’ın kongredeki tutumu ise Rusya ile Avusturya’yı uzlaştırmak üzerineydi. Uzlaşmayı sağlamak ve kurduğu dengeyi korumak için uyguladığı genel politika; Besarabya gibi Balkanların doğusundaki bölgelerde Rusları, Balkanların Bosna-Hersek gibi batı bölgelerinde ise Avusturya’yı desteklemek üzerineydi.[54] Avusturya ile Rusya arasında yaptığı uzlaştırma kongreden sonra da devam edecek, 1885 Doğu Rumeli gibi krizlerde Bismarck, Osmanlı’yı iki müttefikinin arasının bozulmaması için manevra alanı olarak kullanacaktır.[55] Dolayısıyla Bismarck’ın gözünde Osmanlı, İngilizler ile Ruslar arasındaki gerilimi arttıracağından dolayı boğazlara ve Avusturya’yı kızdıracağından dolayı da Balkanların batı bölgesine dokunulmadığı müddetçe, Rusya’nın ihtiraslarını karşılayabilmesi için feda edilebilecek bir taraftı. 

Bismarck iktidardan çekildikten sonra, arkasında bıraktığı bu dış politika da ittifaklar sistemi ile aynı akıbete uğrayacak ve halefleri tarafından terk edilecekti. Ancak Bismarck’ın haleflerine bıraktığı, arka planda kalmış bir başka politika daha vardı ki bu politika halefleri tarafından terk edilmeyecek, hatta daha ileri aşamalara taşınacak, 1913’te Liman von Sanders başkanlığındaki Alman Askerî Misyonu’nun Osmanlı ordusu içerisinde önemli bir nüfuza sahip olmalarına ve Osmanlı’nın “Büyük Savaş”ta Almanya’nın yanında savaşa girmesine sebep olacaktır.[56] Osmanlı Devleti’ni “İslam dünyasının Prusyası”[57] yapacak olan bu politika, Bismarck ile başlamış olmasa bile bu politika çerçevesinde yeni bir milat olarak kabul edilebilir. Osmanlı ile Prusya arasındaki askerî yakınlaşma ilk olarak Prusya Kralı Büyük Friedrich (1712-1786) zamanında Osmanlı-Prusya Dostluk ve Ticaret Anlaşması ile başlamıştı.[58] Ancak bu yakınlaşma zamanla unutulmuş, iki ülkenin de Büyük Fransız Devrimi sırasında ve sonradan başlayan Napoleon Savaşları sırasında ilgilenmeleri gereken daha önemli meseleleri olmuştu. 1878’den sonra başlayan süreç ise öncekine nazaran daha farklı bir nitelik taşıyordu.

Almanya’nın sömürgecilik yarışında geri kaldığının farkında olan ve Almanya’nın sömürgelere sahip olmaması gerektiğini düşünen Bismarck, farklı bir model ile sömürgeciliğe yeni bir boyut katmıştır. Barış döneminde Almanya’nın kaydettiği ağır sanayi atılımlarını destekleyecek ve besleyecek bir politika olan bu model, barışçı izlenimi ile Osmanlı gibi ülkeleri Alman etkisi altına almak ve Osmanlı’ya Alman ürünleri ihraç ederek para kazanmak üzerine kuruluydu.[59] Bismarck bu sömürge modelini, Fransız Büyükelçisi De Courcel’e söylediği gibi “serbest ticaret” ilkesinin arkasına gizlemekteydi:

“Alman siyasetinin amacı serbest ticaretin geliştirilmesi olup daha fazla sömürge ele geçirmek değildir.”[60]

Serbest ticaret ilkesinin arkasında Alman Krupp ve Mauser firmalarının Osmanlı’dan ihale almaları süreci de Bismarck döneminde başladı.[61] Genç Kayzer II. Wilhelm’in, Prens Bülow’un ifade ettiği “Almanya hiç kimseyi gölgeye itmek istemiyor, ama güneşteki yerini almaya kararlıdır”[62] sözüyle agresif niteliğini ifade ettiği “dünya siyaseti” (Weltpolitik), Bismarck’ın iktidardan çekilmesinden sonra Osmanlı politikasına bambaşka bir boyut kazandıracak ve Bağdat Demiryolu Projesi gibi projelerle Osmanlı’da büyük bir Alman nüfuzu oluşturacaktır. Yukarıda bahsettiğimiz “Osmanlı Devleti’ni “İslam dünyasının Prusyası” haline getirecek siyaset de böylelikle başlamış oldu.

Kayzer II. Wilhelm ve Sultan II. Abdülhamid’i kol kola tasvir eden bir çizim.

Sonuç

Görüldüğü üzere 1880’li yıllar, Bismarck’ın Avrupa siyasetine damgasını vurduğu ve Almanya’nın Avrupa diplomasisi üzerine kurduğu egemenliğin en belirgin olduğu yıllar olmuştur. Ancak kurulan ve bozulan her bir ittifak, yeni krizler doğurduğu için -Üçlü İmparatorlar Ligi’nde de görüldüğü üzere- yazının başında bahsettiğimiz satranç tahtasının karelerini bir bir kapatmaktaydı. Dolayısıyla Bismarck’ın 1880’lerde Avrupa diplomasisinde ulaştığı zirve aynı zamanda kurduğu ittifaklar sisteminin çöküşünün de başlangıcı oldu.  İç siyasetteki düşüşü ise çoktan başlamıştı.[63] Bundan dolayı iktidardan düşüşü, kurduğu uluslararası sistemin çöküşünden daha önce gerçekleşecekti.

Kaynakça:

ARMAOĞLU Fahir, 19. Yüzyıl Siyasi Tarihi, Kronik Kitap, 2019 ve Timaş Yayınları 2016.

BEYDİLLİ Kemal, Büyük Friedrich ve Osmanlılar, İstanbul Üniversitesi Yayınları, 1985.

BISMARCK Otto von, Düşünceler ve Hatıralar II, Milli Eğitim Bakanlığı, 1991.

BREUILLY John, Avusturya, Prusya ve Almanya’nın Oluşumu, İletişim Yayınları, 2019.

CRANKSHAW Edward, Bismarck, Macmillan London Limited, 1981

ÇOLAK Mustafa, Alman İmparatorluğu’nun Doğu Politikası Çerçevesinde Kafkas Politikası (1914-1918), Türk Tarih Kurumu, 2014.

FAULKNER Neil, Marksist Dünya Tarihi, Yordam Kitap, 2012.

FAY Sidney Bradshaw, The Origins of the World War, The Free Press, 1966.

GHDI German History in Documents and Images, Constitution of the German Empire (16 April 1871), erişim tarihi 3 Mart 2020. http://ghdi.ghi-dc.org/sub_document.cfm?document_id=1826 sitesinden alınmıştır.

HOBSBAWM Eric, İmparatorluk Çağı, Dost Kitabevi, 2017.

HOBSBAWM Eric, Sermaye Çağı, Dost Kitabevi, 2017.

KISSINGER Henry, Diplomasi, İş Bankası Kültür Yayınları, 2018.

MARX Karl, Fransa’da İç Savaş, Yazın Yayıncılık, 2011.

ORTAYLI İlber, Osmanlı İmparatorluğu’nda Alman Nüfuzu, Kronik Kitap, 2018.

ÖZER Yrd. Doç. Dr. Sevilay, Devlet Adamı Olarak Mustafa Kemal Atatürk ve Otto von Bismarck, International Journal of Social Science 2014.

REŞAD Ali ve HAKKI İsmail, Bismarck Husûsi ve Siyasî Hayatı, Ötüken Neşriyat, 2018.

SANDERS Liman von, Türkiye’de Beş Yıl, İş Bankası Kültür Yayınları, 2018.

STEINBERG Jonathan, Bismarck, İş Bankası Kültür Yayınları, 2015.

TUSİAD, Tarih 1839-1939, Aralık 2006.

YASMEE Feroze, Abdülhamid’in Dış Politikası , Kronik Kitap, 2018.

YORULMAZ Naci, Büyük Savaşın Kara Kutusu, Kronik Kitap, 2018.


[1] John Breuilly, Avusturya, Prusya ve Almanya’nın Oluşumu, İletişim Yayınları, 2019, sayfa 44-5.

[2] John Breuilly, Prusya ve Almanya’nın Oluşumu, İletişim Yayınları, sayfa 135

[3] TUSİAD, Tarih 1839-1939, Aralık 2006, sayfa 118

[4] Jonathan Steinberg, Bismarck, İş Bankası Kültür Yayınları, 2015, sayfa 376

[5] İmparatorluk anayasasının 6. maddesinde ifade edildiği üzere federal mecliste (Bundesrat) Prusya 58 oy hakkından 17’sine sahipti. Kalan 41 oy ise 24 devlet arasında bölüştürülmüştü. Görüleceği gibi Prusya önemli bir ağırlığa sahip olmakla birlikte çoğunluğa sahip değildi. Bundan dolayı daha büyük, yani Prusya’nın ağırlığının azaldığı bir Almanya’nın Prusya’nın tahakkümü altında bulunabilmesi çok güçtür. (Kaynak: German History in Documents and Images, Constitution of the German Empire (16 April 1871), erişim tarihi 3 Mart 2020. http://ghdi.ghi-dc.org/sub_document.cfm?document_id=1826 sitesinden alınmıştır.

[6] Edward Crankshaw, Bismarck, Macmillan London Limited, 1981, sayfa 244

[7] Eric J. Hobsbawm, Sermaye Çağı, Dost Kitabevi, 2017, sayfa 88.

[8] Fahir Armaoğlu, 19. Yüzyıl Siyasi Tarihi, Kronik Kitap, 2019, sayfa 331

[9] Jonathan Steinberg, Bismarck, sayfa 379

[10] Jonathan Steinberg, Bismarck, sayfa 377

[11] Henry Kissinger, Diplomasi, İş Bankası Kültür Yayınları, 2018, sayfa 111

[12] Eric J. Hobsbawm, Sermaye Çağı, sayfa 57

[13] Eric J Hobsbawm, İmparatorluk Çağı, Dost Kitabevi, 2017, sayfa 57

[14] Eric J. Hobsbawm, İmparatorluk Çağı, sayfa 62

[15] Otto von Bismarck, Düşünceler ve Hatıralar II, Milli Eğitim Bakanlığı, 1991, sayfa 254

[16] Jonathan Steinberg, Bismarck, sayfa 373

[17] Jonathan Steinberg, Bismarck, sayfa 377

[18] Karl Marx, Fransa’da İç Savaş, Yazın Yayıncılık, 2011, sayfa 40

[19] Sidney Bradshaw Fay, The Origins of the World War, The Free Press, 1966, sayfa 41

[20] Fahir Armaoğlu, 19. Yüzyıl Siyasi Tarihi, sayfa 325

[21] Otto von Bismarck, Düşünceler ve Hatıralar II, sayfa 253

[22] Otto von Bismarck, Düşünceler ve Hatıralar II, sayfa 310

[23] Neil Faulkner, Marksist Dünya Tarihi, Yordam Kitap 2012, sayfa 210

[24] İtalya’nın savaş öncesindeki dış politikasını ve savaş sırasında taraf değiştirme sebeplerini ayrıntılı bir şekilde incelediğim “İtalya Dönek mi?” başlıklı yazımı buradan okuyabilirsiniz: https://www.tarihakli.com/italya-donek-mi/

[25] Otto von Bismarck, Düşünceler ve Hatıralar II, sayfa 323

[26] Sidney Bradshaw Fay, The Origins of the World War, sayfa 41

[27] Otto von Bismarck, Düşünceler ve Hatıralar II, sayfa 253

[28] Jonathan Steinberg, Bismarck, sayfa 426

[29] Edward Crankshaw, Bismarck, sayfa 314

[30] Sidney Bradshaw Fay, The Origins of the World War, sayfa 43

[31] Eric Hobsbawm, Sermaye Çağı, sayfa 186

[32] Bismarck, Düşünceler ve Hatıralar II, Maarif Basımevi, 1954, sayfa 330

[33] Jonathan Steinberg, Bismarck, sayfa 426

[34] Edward Crankshaw, Bismarck, sayfa 314

[35] Eric Hobsbawm, Sermaye Çağı, sayfa 32

[36] Fahir Armaoğlu, 19. Yüzyıl Siyasi Tarihi, sayfa 254

[37] Fahir Armaoğlu, 19. Yüzyıl Siyasi Tarihi, Timaş Yayınları, 2016, sayfa 343. Aksi belirtilmedikçe bundan sonra bu kaynaktan yararlanılırken Timaş Yayınları tarafından yapılan baskıya referans verilecektir.

[38] Fahir Armaoğlu, 19. Yüzyıl Siyasi Tarihi, sayfa 343

[39] Feroze Yasmee, Abdülhamid’in Dış Politikası, Kronik Kitap, 2018, sayfa 202

[40] Sidney Bradshaw Fay, The Origins of the World War, sayfa 54

[41] Yrd. Doç. Dr. Sevilay Özer, Devlet Adamı Olarak Mustafa Kemal Atatürk ve Otto von Bismarck, International Journal of Social Science 2014, sayfa 9

[42] Ali Reşad ve İsmail Hakkı, Bismarck Husûsi ve Siyasî Hayatı, Ötüken Neşriyat, 2018, sayfa 213

[43] Sidney Bradshaw Fay, The Origins of the World War, sayfa 68

[44] Dördüncü Bağımsızlık Savaşını da 1915’te Avusturya’ya karşı başlatacaktır.

[45] TUSİAD, Tarih 1839-1939, sayfa 122

[46] Fahir Armaoğlu, 19. Yüzyıl Siyasi Tarihi, sayfa 367

[47] Jonathan Steinberg, Bismarck, sayfa 506

[48] Fahir Armaoğlu, 19. Yüzyıl Siyasi Tarihi, sayfa 368

[49] Fahir Armaoğlu, 19. Yüzyıl Siyasi Tarihi, sayfa 362

[50] Henry Kissinger, Diplomasi, sayfa 148

[51] Edwarda Bismarck, sayfa 337

[52] Edward Crankshaw, Bismarck, sayfa 347

[53] Fahir Armaoğlu, 19. Yüzyıl Siyasi Tarihi, sayfa 513

[54] Henry Kissinger, Diplomasi, sayfa 149

[55] Feroze Yasmee, Abdülhamid’in Dış Politikası, sayfa 210-11

[56] Liman von Sanders, Türkiye’de Beş Yıl, İş Bankası Kültür Yayınları, 2018, sayfa 8

[57] Mustafa Çolak, Alman İmparatorluğu’nun Doğu Politikası Çerçevesinde Kafkas Politikası (1914-1918), Türk Tarih Kurumu, 2014, sayfa 52

[58] Kemal Beydilli, Büyük Friedrich ve Osmanlılar, İstanbul Üniversitesi Yayınları, 1985, sayfa 59

[59] Naci Yorulmaz, Büyük Savaşın Kara Kutusu, Kronik Kitap, 2018, sayfa 52

[60] Naci Yorulmaz, Büyük Savaşın Kara Kutusu, sayfa 43

[61] Naci Yorulmaz, Büyük Savaşın Kara Kutusu, sayfa 60

[62] İlber Ortaylı, Osmanlı İmparatorluğu’nda Alman Nüfuzu, Kronik Kitap, 2018, sayfa 18

[63] Bismarck’ın iç siyasetteki durumuna değindiğim “Demir Şansölye: Otto von Bismarck” başlıklı biyografiyi göz atabilirsiniz: www.tarihakli.com/demir-sansolye-otto-von-bismarck/

Daima izindeyiz...
%d blogcu bunu beğendi: