> Birinci Dünya Savaşı Kısa Okuma

İngiliz Arşiv Belgelerinde Arap İsyanı

Sahip olduğu jeopolitik konum ve jeostratejik özellikler nedeniyle Arap Yarımadası tarihin her döneminde güç oyunlarının merkezi haline gelmiştir. Daha önceleri Uzak Doğu ve Hindistan ticaret yolunun kontrolü açısından büyük avantajlar sağlayan Arap Yarımadası 19. yüzyılla beraber petrolün hayati değer kazanması sebebiyle önemini fazlasıyla arttırmıştır. Bu anlamda dönemin süper gücü Büyük Britanya İmparatorluğu gözlerini bölgeye dikmiş ve Arap Yarımadası’nın kontrolünü ele geçirebilmek için her türlü yolu denemekten çekinmemiştir.

İngiltere’nin Osmanlı Devleti yönetimindeki Arap topraklarına ilgisinin Yedi Yıl Savaşları (1756-1763) neticesinde Hindistan’ı işgalinden sonra başladığı görülür. Süveyş Kanalı’nın açılmasıyla (1869) söz konusu ilgi ivme kazanmıştır. İngiliz Hükümeti Mısır’ı ilhak ettikten (1882) sonra, Avrupa’nın en önemli kara gücü Almanya ile karşılaştığı rekabetin de etkisiyle Arap yarımadasında etkinliğini artırmak için çalışmalarını yoğunlaştırmıştır. Müslüman Araplar’ın Osmanlı Devleti’ne karşı isyan etmesi için milliyetçilik akımlarının cesaretlendirilmesine ihtiyaç vardı. Bu nedenle Arap yarımadasına gösterilen ilginin dikkatle irdelenmesi gerekmektedir. Zira Arap milliyetçiliği İngiltere’nin desteğiyle gelişmiş ve isyan ile sonuçlanmıştır. İngiliz Hükümeti’nin Arap yarımadasına ilgisinin iki önemli nedeni bulunduğu söylenebilir. Süveyş kanalı açıldıktan sonra Kızıldeniz İngiltere için stratejik önem kazanmıştı. Arap yarımadasının batı yakasında kurulabilecek hükümranlık ile İngiliz stratejik amaçlarının korunması garanti altına alınabilirdi. Doğu yakada kurulacak hükümranlık ile de petrol bölgeleri rahatlıkla kontrol edilebilirdi. Bunlara ek olarak Hindistan Müslümanlarının kutsal yerleri ziyaretleri kolaylaştırılarak Hindular tarafından örgütlenen Kongre Hareketi’ne karşı Müslüman Ligi’nin desteği alınabilirdi.

Mısır’ın ilhakı, Arap yarımadasına yönelik İngiliz politikaları için sağlam bir köprübaşı görevi görmüştür. İlhaktan sonra İngiltere’nin Arap yarımadasına yönelik ilgi ve çalışmaları belli bir program dahilinde, yarımadanın da gelecekte Mısır benzeri bir müstemleke idaresi altına alınması amacıyla gerçekleştirilmiştir. Stratejik ve ekonomik nedenlerle Arapları ilgilendirmesi gereken bir mesele olan Arap milliyetçiliğinin Müslüman Araplar arasında taraftar bularak güçlenebilmesi İngiliz çıkarları için hayati önemdeydi. İngiliz etkinliğinin güçlü bir şekilde kurulabilmesinin ön koşulu Osmanlı Devleti’nin güç kaybetmesiydi. Bunun için de milliyetçilik akımları vasıtasıyla Müslüman Araplar ile Osmanlı Devleti arasındaki din birliğinin zayıflatılması gerekiyordu.

Özellikle, 1908 yılından itibaren İngiltere’nin bölgedeki faaliyetlerini kolaylaştırıcı birkaç temel faktörden bahsetmek yerinde olacaktır. II. Abdülhamit, parçalanmakta olan Osmanlı birliğini korumak ve özellikle Müslüman tebaayı bir arada tutabilmek için din birliğini toplumlar arası bağları kuvvetlendirici bir tutkal olarak kullanmıştı. İttihat Terakki Cemiyeti’nin (İTC) göreve geldikten sonra Abdülhamit’in söz konusu politikası uygulamadan kalktı. Bu durum, kavmiyetçiliğin her zaman güçlü olduğu Arap toplumunda İngiliz destekli milliyetçilik akımının yayılmasını kolaylaştırdı. Diğer bir faktör Mekke emirliği görevine İTC tarafından 1908 yılı Kasım ayında Şerif Hüseyin gibi kurnaz, güvenilmez, muhteris ve zayıf karakterli bir şahsiyetin getirilmesidir. Abdülhamit, Şerif Hüseyin’i emaret görevinden özellikle uzak tutmuştu.

İngiliz politikalarını kolaylaştıran son unsur olarak, dağılmakta olan Osmanlı Devleti’nin Arap yarımadasındaki asayiş ve idari aksaklıkları bir türlü çözememesi gösterilebilir. Osmanlı Devleti’nin üstesinden gelmeyi başaramadığı otorite boşluğu sebep sonuç ilişkisi içinde iktidar sorunu yaratarak beraberinde idari zafiyeti getirmiş ve bu durum İngiltere ile işbirlikçileri tarafından kendi amaçları doğrultusunda kullanılmıştır. Arap milliyetçiliği temelinde kurgulanan Arap isyanı, savaşın Osmanlı Devleti aleyhine sonuçlanmasına giden yolu da kısaltmıştır.

Doç. Dr. İsmail Köse’nin titizlikle hazırladığı ve alanının nadir çalışmalarından biri olan Kronik Kitap tarafından neşredilen İngiliz Arşiv Belgelerinde Arap İsyanı, Türk-Arap ilişkilerinin belki de en hassas dönemini aydınlatıyor. İngilizlerin halen çok tartışılan Arap İsyanı’ndaki rollerinden Gertrude Bell ve T.E. Lawrance gibi meşhur İngiliz istihbarat elemanlarının bölgedeki faaliyetlerine, Kral Abdullah’ın, Şerif Hüseyin’in ve Suudlar’ın siyasi ilişkilerinden Fahreddin Paşa’nın destansı Medine Müdafaası’na kadar birçok önemli konu arşiv belgelerinin ışığında birincil kaynaklar kullanılarak mercek altına alınıyor.

Konunun başlıca hareket noktası olan 1882’deki Mısır işgalinden sonra İngiliz Hükûmeti’nin Filistin ve Hicaz’a yönelik politikalarını esas alarak başlayan kitap, İngilizler ile Şerif Hüseyin arasındaki bugün bile hararetle tartışılan çıkar ilişkilerini derinlemesine irdeliyor. Kısacası konu kapsamında yaşanan gelişmeler öncesiyle ve sonrasıyla çok boyutlu olarak okuyucuların dikkatine sunuluyor. Yakın dönemde üzerine sıkça vurgu yapılan Arap İsyanı ve Türk-Arap ilişkilerinin mahiyeti hususunda Doç. Dr. İsmail Köse’nin bu çalışmasının önemli bir rehber olacağını düşünüyoruz.

Twitter

Daima izindeyiz...
%d blogcu bunu beğendi: