J.R.R. Tolkien ve İspanya İç Savaşı

Yazar : José Manuel Ferrández Bru Çevirmen : Barbaros Uzunköprü

J.R.R. Tolkien
1892-1973

Tarihi olaylar, kendi döneminin şartları yerine bugünün parametreleriyle analiz edildiklerinde, yanlış sonuçlara varma tuzağına düşmek oldukça kolaydır; ya da böyle bir hareket, en azından olaya tanıklık edenler ile olaya dahil olanların hareketlerine karşı çarpık bir bakış açısı geliştirilmesine sebep olur.

Konuyla ilgili belki de en bariz örneklerden biri, J.R.R. Tolkien’in 1936 – 1939 yılları arasında vuku bulan İspanya İç Savaşı’nda üç yıllık bir mücadelenin ardından Cumhuriyetçileri deviren General Francisco Franco liderliğindeki “Nasyonalist” cenaha içten içe verdiği manevi destekle ilgili tartışmalardır.

Olaya sığ bir bakış açısıyla yaklaşıldığında şu yanlış yargıya varmak oldukça kolaydır: Franco hareketinin temeli ve özellikleri göz önüne alındığında, Tolkien, siyasi arenada, Oxford’un duvarları gerisinde kendini gizlemiş bir faşisttir. Lakin bu, aslı olmayan temelsiz bir ifadedir ve bu yazıda, Tolkien’in bulunduğu noktanın neden siyasi hareketlerden ya da radikal sağcı ideolojilerden kaynaklanmadığı sorusuna odaklanılacaktır.

Buna ek olarak, Tolkien’in İspanya İç Savaşı’na duyduğu ilgi neredeyse tamamen merakıyla ve olaya atfettiği kişisel önemle alakalıdır. Yazarın 1929 yılında doğan kızı Priscilla Tolkien olayla ilgili şu ifadeleri sarf etmiştir: “İç savaş, başından sonuna kadar babamın hayatı üzerine kara bir bulut gibi çökmüştür ve bu savaş çocukluğumdan beri hafızamdan silinmeyen çok güçlü bir anıdır. “[1]

Elbette, ifade edilen bu hissiyatın en önemli sebeplerinden biri J.R.R Tolkien ile vasisi olan Peder Francis Morgan arasındaki ilişki ve bu ilişkiden dolayı Tolkien’de İspanya’ya karşı oluşan duygusal bağdır. Priscilla Tolkien babasının aynen şu ifadeleri söylediğini hatırlıyor: “Peder Francis, eğer İspanya İç Savaşı’nın başlangıcında hayatta olsaydı, bu onun için korkunç olurdu.” Neyse ki Peder savaşın başlamasından 13 ay önce 1935 yılında hayata gözlerini yummuştur.

Tolkien’in çok küçük yaşlarda Katolik Kilisesi’ne katıldığını, yine çok küçükken annesinin vefat ettiğini ve Peder Morgan’ın Tolkien için tek vasi haline geldiğini hatırlatmakta fayda vardır. Tolkien Oxford’daki çalışmalarına başlayana değin Morgan onun için tek yetişkin figür haline gelmiştir. Tolkien reşit olduktan sonra ise onun için önemli bir şahsiyet olmayı sürdürmüştür. Buna ek olarak Morgan’ın, Tolkien ailesini tıpkı Oxford’da yaptığı gibi Leeds’deyken de (Tolkien’in öğretmen olarak çalışmaya başladığı ilk yer) ziyaret ettiği bilinmektedir.

Morgan 1857 yılında El Puerto de Santa Maria’da (St. Mary Limanı) doğdu. Bu Endülüs kasabası Morgan’ın evi ve sahip olduğu pek çok şeyin bulunduğu yerdir. İspanyol atalarının kökeni, (daha önce Duff-Gordon olarak anılan) Osborne şirketinin başkanının en büyük kızı olan annesi Maria Manuela Osborne’a dayanmaktadır. Şirket Sherry Şarapları’yla (bir çeşit beyaz İspanyol şarabı) ünlüdür ve 20. yüzyılın ortalarında piyasaya sunulan Toro de Osborne (Osborne Boğası) reklam kampanyasıyla günümüzde hâlâ bilinmektedir.

Morgan, eğitimi için gelecekte Kardinal olacak olan John Henry Newman’ın idare ettiği İngiltere’deki Birmingham İlahiyat Okulu’na gönderildi. Bir süre sonra buradan ayrılarak kısa bir süreliğine Louvain Katolik Üniversitesi’ne kaydoldu ancak oradan da ayrıldı ve eski okuluna dönüp 1883 yılında papaz unvanı alarak mezun oldu. Mezuniyetten sonra Cemiyet ve Birmingham İlahiyat Okulu’nun hizmetinde görev yaptı. 1902 senesinde, Roma Katolik Kilisesi’ne birkaç ay önce dahil olan Tolkien ailesiyle tanıştı.

Morgan, hayatını İngiltere’de geçirse de, yaşlılığı buna engel olana kadar neredeyse her yıl İspanya’daki ailesini ziyaret etti. Hayatta olan son kardeşi Augustus 1932 yılında öldüğünde, yaşı elvermediği için ne yazık ki kardeşine karşı son görevini yapamadı. Bu olaydan sonra Morgan’ın İspanya’daki en yakın akrabaları Osborne tarafından ikinci dereceden yeğenleri oldu ve yeğenlerinden biri olan Antonio Osborne’la kendisi arasında pek çok mektup yazılıp çizildi (mektupların çoğu Osborne arşivinde saklanmaktadır). Mektupların muhteviyatı genellikle Augustus’tan geriye kalanlar olsa da Antonio, Morgan’ı İspanya’nın içinde bulunduğu çalkantılı durumlardan da haberdar ediyordu.

İkinci Cumhuriyet’in ilan edildiği Nisan 1931 yılından itibaren İspanya’da hiçbir şekilde siyasi istikrar sağlanamadı ve Katolik Kilisesi’ne karşı grevler, isyanlar ve şiddet olayları birbirini takip etti. El Socialista, 1 Ekim 1931 tarihinde yayınladığı yazıyla ülkedeki solcu partilerin fikirlerini şu şekilde özetliyordu: “İçinde bulunduğumuz karanlık vaziyetin mimarı; tarihimize bağnazlık, uyuşmazlık ve barbarlık lekesini süren Roma Kilisesi yıkılmalıdır.”

İspanyol İç Savaşı’ndaki Cumhuriyetçi propaganda posterlerinden biri.

Bu durumun bir tezahürü de, tüm ülkede kiliselerin ve manastırların yakılması olaylarının gölgesinde, 10 Ocak 1933 tarihinde yazılan bir mektupta görülmektedir.

Şu anda seni ziyaret etmeyi her zamankinden daha çok istiyorum ancak beli bükülmüş İspanya’da işler artık hiç de kolay değil. Olaylar daha da kötüleşiyor ancak Tanrı’ya şükür şu anda El Puerto de Santa Maria’da kilise kundaklama ve geniş çaplı devrimci grevler görülmüyor. [2]

Morgan, onu endişelendiren konulara da değinerek yeğeninin mektuplarını yanıtsız bırakmamıştır, ancak hiç şüphe yok ki, son yılları, İspanya’dan aldığı kötü haberlerden dolayı üzüntü içinde geçmiştir.

İspanya’yı düşünmeden edemiyorum ve biteviye Tanrı’ya dua ediyorum. Zavallı Kraliçe’nin Londra’ya yaptığı kısa ziyaretten haberdarım. Bunun yanında, The Fall of a Throne (Taht’ın Düşüşü) kitabından okuduklarımı hatırlayarak, seçimlerin kötü idare edildiği konusunda sana hak veriyorum. [3]

Özetle, Morgan, sürgün edilmiş İspanya Kraliçe’si Victoria Eugenie’in Londra’ya yaptığı ziyaretten ve yukarıda adı geçen kitaptan bahsetmiştir. Alvar Alcala Galiano tarafından yazılan bu kitap, dolaylı da olsa Morgan’ın kişisel görüşlerini etkilemiş ve seçimlerin (Kral XIII. Alfonso’nun tahtan çekilmesi ve Cumhuriyet’in kurulmasıyla sonuçlanan seçim) daha farklı nasıl olabileceğiyle ilgili inançlarını etkilemiştir.

Bu bilgilerin yanında, Morgan’ın siyasi ve içtimai gerginliğin katlanarak arttığı İspanya’ya karşı duyduğu derin keder oldukça önemlidir. Zira Tolkien’i ziyaret ettiği zamanlar onunla yaptığı konuşmalar ekseriyetle bu konular çerçevesinde devam etmiştir ve Tolkien’in yukarıda Morgan’ın iç savaşın patlak verdiğini görmediğine sevinmesi doğrudan doğruya bununla alakalıdır.

Tekrar Tolkien’e odaklanacak olursak, onun endişelerinin Oxford’daki karşıt görüşteki insanlara verilen yetersiz destek olduğunu söylemek gerekir. En yakın arkadaşlarından olan C.S. Lewis bile (siyasi hayata karşı ilgisizliğine rağmen [4]) ayaklanmaları desteklemiyordu. Tolkien ise yıllar sonra arkadaşının Franco’ya karşı bu duruşunu tenkit edip, kınayacaktı.

C.S.Lewis’in tutumu umulmadık türdendi. Franco lehine söylenenlere kulaklarını tıkayıp (hemen her konuda yalancı ve iftiracı olan) Komünist propagandanın tuzağına düşmüştür. Churchill’in Parlamento’da yaptığı açılış konuşması [5] bile onu hiç mi hiç etkilememiştir. [6].

İspanya İç Savaşı başladıktan sonra İngiltere’de Cumhuriyetçi kanada olan destek genel anlamda hızla arttı. Ülke içindeki genel (ve belki de daha ziyade en temel) kanı şu yöndeydi: Cumhuriyetçiler; Katolik Kilisesi, ordu ve toprak sahipleri tarafından desteklenen İspanya’nın doğurduğu geleneksel gericiliğe karşı yasal hükümeti temsil ediyordu. Bununla birlikte Cumhuriyetçi sistem İspanya’daki kaos ortamının altında ezilmeye başlamış, politika bağlamında radikal sola kaymaya başlamış, geleneksel gruplara ve özellikle Katolik Kilisesi’ne karşı gerçekleştirilen saldırılara cevap vermede yetersiz kalmıştı.

Tolkien’in Franco hareketine duyduğu sempati en temelde Franco’yu komünist belaya karşı Katolik Kilisesi’nin bir müdafisi olarak görmesinden kaynaklanıyordu. Bu bağlamda Tolkien’in Franco’ya verdiği destek, Katolik Kilisesi’ne olan yakın bağlarından mütevellitti. Katolikler, isyan hareketinin geleneksel değerleri savunduğunu ve Kilise’yi komünist tehlikeye ve sekülerizme karşı koruduğunu düşünüyorlardı. Aslına bakılırsa İngiltere’de sadece onlar, yani diğer bir deyişle, marjinal ve toplumun dışına itilmiş olan Katolikler Franco hareketini topluca desteklemişti. [7]

İspanyol İç Savaşı’nda milliyetçi güçlere komuta eden ve 1975’teki ölümüne kadar İspanya diktatörü olan General Francisco Franco.

Katolik dini liderler de meseleye benzer şekilde yaklaştılar. Örneğin, mümtaz Cizvit Martin D’Arcy ve Oxford Üniversitesi Papazı Ronald Knox açık açık Nasyonalistleri desteklediklerini ilan etmişlerdir. Bununla birlikte, İngiltere’deki Katolik Kilisesi’nin Nasyonalistlere verdiği destek en açık haliyle o dönem İngiltere’nin en büyük dini otoritesi olan Westminster Başpiskoposu Arthur Hinsley’nin [8] İspanya İç Savaşı’nın son dönemleri olan 1939 yılında Franco’ya yazdığı mektupta görülmektedir: “Sizi, Katolik ilkelerinin yuvası olan gerçek İspanya’nın koruyucusu olarak görüyor ve toplumsal Katolik adaletini ve merhametini barışçı bir hükümet kontrolünde çoğunluğun iyiliği için ülkeye uygulayacağınızdan şüphe duymuyorum.” [9]

Mektubun üslubundan dolayı Başpiskopos Arthur Hinsley hakkında yanlış bir izlenime kapılmak mümkündür, ancak Hinsley, İkinci Dünya Savaşı sürecinde Faşist İtalya ve Almanya’ya yaptığı sert eleştirilerden dolayı “diktatörlerin azılı düşmanı” olarak anılmış ve onun savaşın en karmaşık zamanlarında İngiliz halkıyla temas etme kabiliyetine vurgu yapan Churchill tarafından saygıyla anılmıştır.

Bu fikirler sadece İspanya’da hüküm sürmesi istenen felsefi ilkelerin değil, aynı zamanda din nefreti kökenli mezalimin kanlı tezahürüdür. Tarafsız İngiliz tarihçilerden Hugh Thomas ve Stanley Payne bu zaman aralığını dine karşı duyulan şiddetli öfkenin en üst noktaya ulaştığı dönem ve Katolik Kilisesi’ne yapılan zulmün en büyük örneği olarak tanımlamaktadırlar.

Yüzyıllardır baskı altında olan İngiliz Katolikler kendi vatandaşlarının tutumunu en az İspanyol dindarlara yapılan saldırılar kadar can yakıcı gördüler. Tolkien bu konuda son derece nettir:

Katolik Kilisesi nefretinin temelinde İngiliz Kilisesi’nin kurulması yatmaktadır. Bu öyle derindir ki, tüm üst yapılar yıkılmış gibi görünse de devam etmektedir. Örneğin, C.S. Lewis Kutsanmış Ekmek’e saygı gösterip rahibelere hürmet eder ancak bir Lüteriyen hapse atıldığında sinirden köpürürken Katolik rahiplerin katledildiğini duyduğunda inanmıyor. (Sanki C.S. Lewis’e göre rahipler ölmeye kendileri karar veriyor.) [10]

İngiliz Katoliklerin İspanya’daki “isyancılara” verdiği desteğin nedenini idrak etmek pek de kolay değildir. Elbette o günlerde Franco’ya faşizm dolayısıyla duyulan yakınlık ile dini yönden ve komünizm korkusundan duyulan yakınlığı ayırmak güçtü. Katolik yazar Ewelyn Waugh’nun ifadeleri, o dönemin yaklaşımlarının ne kadar da farklılık arz ettiğini çok güzel örnekliyor: “Eğer bir İspanyol olsaydım, kesinlikle General Franco için savaşırdım. […] Hayır, bir faşist değilim ve Marksizm karşısındaki tek seçenek olana kadar da faşist olmam mümkün değildir” [11].

Elbette Franco’ya destek veren kişiler entelektüel ortamdan bir nevi aforoz ediliyordu. Tolkien’in kızı Priscilla’nın vaftiz babası ve Roma hukuku konusunda uzman olan Profesör Francis de Zulueta gibi prestij sahibi ve Tolkien ailesinin yakın çevresini oluşturan aktif destekçiler de bu tavırdan nasibini aldı. Benzer şekilde Zulueta da (iletişim kurma sıklığı farklılık arz etmesine karşın) Morgan’ınkine benzer bir kararla ailesinin büyük bir kısmının yaşadığı İspanya’yla ilişkilerini doğrudan sürdürmüştür.

1878’de doğan Francis de Zulueta hayatının büyük bir kısmını Oxford’da geçirmiş ve artık “İngilizleşmiş” olsa da ataları İspanyol – İrlanda kökenlidir. Babası Pedro de Zulueta, Torre-Diaz’ın ikinci kontunun oğludur ve Londra’da ikamet eden Basklı bir iş adamıdır. Annesi Laure Sheil ise İran’ın eski valisi Sir Justin Sheil’in kızıdır ve aynı zamanda Tolkien’in de tanıdığı, Birmingham İlahiyat Okulu Papazı Denis Sheil’in de kız kardeşidir.

Pedro de Zulueta’nın tek kız kardeşi, XIII. Alfonso’nun diplomatik destekçilerinden biri olan asilzade Rafael Merry del Val ile evlendi. Bu evlilikten dört çocuk dünyaya geldi (diğer bir deyişle Francis de Zulueta’nın dört kuzeni olmuş oldu). En büyük evlat olan Alfonso 1913 – 1931 yılları arasında (İspanya’da İkinci Cumhuriyet ilan edilene kadar) Londra’da İspanyol büyükelçiliği görevini yürüttü. Kardeşi Rafael ise kendine dini bir kariyer çizerek Papa X. Pius döneminde Kardinal Merry del Val, yani etkili bir Vatikan Devlet Bakanı oldu. Kardinal 1930 yılında öldü ancak ağabeyi Alfonso ve onun en büyük oğlu Pablo, Franco hareketine dahil oldular.

1919 – 1948 yılları arasında All Souls Koleji’nde hukuk dalında Kraliyet Profesörlüğü yapan Francis de Zulueta, Oxford’un akademik sembollerinden biriydi. Bununla birlikte, şüphe götürmez prestijine rağmen, diğer akademisyenler tarafından İç Savaş sırasında Nasyonalistlere (ve savaşın ardından Franco rejimine) verdiği destekten dolayı eleştirildi. Bu desteği müteakiben Zulueta hakkında söylentiler dolanmaya başladı. Zulueta artık faşist bir aristokrat olarak tanımlanıyor ve Oxford’daki diğer akademisyenleri sözde ayak takımı olarak görüyordu, ancak bazı gerçekler bu söylentilerle taban tabana zıttı. Örneğin, Zulueta, Nazi zulmünden kaçan bazı Alman Yahudisi profesörlere yardım etmişti ve hatta Fritz Schulz ve özellikle David Daube gibi isimlerle samimi dostluklar bile kurmuştu.

Yine de Zulueta’nın yaşadığı hor görülme ve reddedilme durumu şair Roy Campbell gibilerinin yaşadıkları yanında bir hiçti. İlginçtir ki, Tolkien’in İspanya İç Savaşı’yla ilgili hakiki fikirleri, oğluna yazdığı ve 1944 yılında Campbell’la yaptığı görüşmenin detaylarını içeren mektupta görülmektedir. Tolkien’in İspanya’daki maceralarını büyük bir tutkuyla anlattığını, kendini Trotter’la karşılaştırdığını ve çalışmalarından bahsettiğini görmek aydınlatıcıdır. [12]

Güney Afrikalı şair Roy Campbell (1901-1957).

Tolkien mektupta özellikle 1924 yılında yayınlanan The Flaming Terrapin’e atıfta bulunmaktadır ve bu, Campbell’in İngiliz şiir çevrelerince hızla tanınmasını sağlamıştır. 1939 yılında yayınlanan eseri Flowering Rifle ise eleştirmenlerden oldukça farklı yorumlar almıştır. Daha fazla uzatmadan belirtelim; Franco hareketine düzdüğü methiyeler kitaba korkunç derece ağır yorumların gelmesine sebep olmuş ve hatta Campbell’in şahsiyeti de bu ağır eleştirilerden nasibini almıştır. [13]

Campbell 1901 yılında Güney Afrika’da doğdu ve 1919 yılında Oxford Üniversitesi’nde çalışmak üzere Avrupa’ya gidene kadar da burada yaşadı. Oxford’da T.S. Eliot, Aldus Huxley, Robert Graves’le ve The Flaming Terrapin’le elde ettiği başarıların ardından Virginia Woolf tarafından idare edilen Bloomsbury grubuyla tanıştı. Akabinde, tanıştığı insanlarla yaşadığı tartışmaların ardından İngiltere’den ayrılarak önce Fransa’ya daha sonra da İç Savaş’ın başlamasından birkaç ay önce İspanya’ya gitti.

Campbell’in adının geçtiği bazı mektuplarda Tolkien onunla ilgili kafa karıştırıcı ifadelerde bulunmuş ve Campbell’ın Barcelona’ya gittikten sonra Katolik olduğunu söylemiştir.[14] Evet, Campbell Barcelona’da yaşamıştır ve ardından Alicante’nin küçük bir sahil kasabası olan Altea’ya yerleşmiştir. Orada Katolik Kilisesi’ne katılmıştır. Birkaç ay sonra da (1935’in ortalarında) Toledo’ya taşınmak zorunda kalmış ve orada Discalced Carmelites’le (Katolik kökenli bir grup) samimi bağlantılar kurmuştur.

İç Savaş patlak verince keşişler, kilise kütüphanesinde saklı olan, Aziz John’a ait bazı el yazmalarını yabancı statüsünden dolayı dokunulmayacağını düşünerek ona vermişlerdir. Bu haklı bir endişe ve mantıklı bir harekettir, zira sadece bir ay sonra bu Katolik grubun tamamı öldürülmüş ve kütüphane de kundaklanmıştır.

Campbell’in kendi fikirleri bu cinayetlerin etkisiyle birleşince onu isyancıları kesin bir şekilde desteklemeye itmiş ve hatta Franco’nun ordusuna bile yazılmayı düşünmüştür, ancak savaş boyunca İspanya’nın farklı noktalarında bulunmasına rağmen hiçbir silahlı birliğe dahil olmamıştır. Onu bu hususta ikna eden kişi Pablo Merry del Val [15] olmuştur ve bir asker olmasındansa propagandacı olarak çok daha fazla işe yarayacağını söylemiştir. Nasyonalistler “kılıca değil, kaleme” ihtiyaç duymaktadırlar.[16]

Campbell’in Franco hareketine verdiği destek, nereye giderse gitsin onun hakkında şüphelere yol açmıştır ve faşist damgası yemekten hiçbir zaman kurtulamamıştır. Bunun üzerine, Tolkien bu konuda kendisini açıklama yapmak zorunda hissetmiş ve şu ifadelerde bulunmuştur: “O bir vatanseverdir ve bu sebeple sadakati yalnızca İngiliz ordusunadır.” [17]

Tolkien ve Campbell solcu ideolojileri destekleyenlere karşı düşmanlıklarını belirtmekten hiçbir zaman imtina etmemişlerdir ve Tolkien’in Campbell’e yazdığı mektuplarda kızıl entelektüellere yaptığı benzetmeler komünizme duyduğu nefreti açıkça göstermektedir: “Nasıl soluk soluğa bir kaçış (How unlike the Left: “Left” ifadesi hem “sol” hem de “kaçış” anlamında kullanılmış ve ses benzerliğine dayanan bir söz sanatı icra edilmiştir.)* Kuyruklarını kıstırıp “fitilli kumaştan panzerleriyle” Amerika’ya kaçıyorlar! (Bahsedilen cenahtan Auden [18] daha sonra Birmingham Kent Konseyi’ne Campbell’in eserlerini yasaklattı).” [19]

Daha fazla detaya girmek gerekirse, sarf edilen son ifade Tolkien’in siyasi düşüncesi olarak bilinenleri analiz etme ihtiyacını ortaya koymak açısından kıymetlidir. Zira bu, onun düşünceleriyle ilgili söylenenleri netliğe kavuşturmak ve faşizme ya da totalitarizme karşı sahip olduğu bakış açısıyla ilgili şüpheleri gidermek için oldukça önemlidir.

Aslına bakılırsa, Tolkien’in siyasi görüşleri herkesin sahip olduğu düşüncelere benzemiyordu ve belki de fazla metafizikseldi. Tolkien bu düşüncelerini İkinci Dünya Savaşı sırasında oğluna yazdığı bir mektupta açıklamaya çalışmıştır: “Sahip olduğum siyasi görüşler daha ziyade Anarşi’ye yakındır (Burada Anarşi, felsefi anlamdaki haliyle kastediliyor. Sokakta yapılan şiddet faaliyetlerinden ziyade siyasi kontrolün kaldırılması anlamını taşıyor); ya da “anayasası olmayan” bir monarşi sistemi kafamdaki düşüncelerle uyuşmaktadır. Elimde olsa Devlet kelimesini kullananı tutuklamak isterdim.” [20]

Devlet kontrolüne (ve elbette başta Katolik Kilisesi olmak üzere tüm dinlere şiddetle karşı çıkan komünizme) duyduğu öfke Tolkien’i komünizmden iyiden iyiye tiksindirmiştir. İkinci Dünya Savaşı sırasında İngiltere’yle müttefik olduğu dönemde dahi Sovyet lideri Josef Stalin’den “kana susamış ihtiyar katil” diye bahsetmektedir. [21] Tolkien sözlerine şöyle devam etmiştir: “Ben sosyalizmin hiçbir türüne yakın değilim – ‘planlama’ kavramından nefret ederim ve iktidarı ve gücü ele geçirip ‘planlama’ yapmaya kalkışanların ne kadar kötü olduklarını da çok iyi bilirim.” [22]

Yukarıdaki ifadeleri sadece komünizmle bağdaştırmak yanlış olur. Tıpkı komünizm gibi kontrol konusunda bitmek tükenmek bilmez bir arzu gerektiren, Tolkien için önemli olan bireysel haklar ve özgürlükler gibi kavramları ortadan kaldıran ve devlet kontrolü ve planlamasının en üst noktası olan faşizm de bu ifadelerle ilişkilendirilmelidir.

Mesele siyasi arenadan ziyade sadece Tolkien’in hayali dünyası bazında düşünüldüğünde, kimileri Tolkien’in hayali dünyasının Nazi modelinin “Nordik” bir türevi olduğunu iddia edebilir; zira Tolkien Kuzey Avrupa geleneksel kültürüne ait elementleri ve çalışmalarında kullanmış biridir. Tolkien bu iddiaları da sert bir dille reddetmiş ve Nordik Nazi safsatalarını ağır bir dille eleştirmiştir. Konuyla ilgili olarak, “Avrupa kültürüne ziyadesiyle etkisi olan, daima sevdiğim ve gün yüzüne çıkarmak için uğraştığım asil kuzeyli ruhunu bu türden çürük, yıkıcı, yanlış ve çarpık bir sistemle birlikte anmak en hafif tabirle saçmalıktır,” demiştir. [23]

 

Tolkien’in kurguladığı ünlü fantastik evren “Orta Dünya”nın haritası.

Bununla birlikte 20. yüzyılın ikinci yarısına etki eden ve sosyalist görüşteki Fred Inglis gibi bazı eleştirmenler Tolkien’i doğrudan ya da dolaylı olarak eleştirmiştir. Inglis bir yazısında şu ifadelerde bulunmaktadır: “Tolkien bir faşist değildi ancak yarattığı büyük efsane tıpkı Wagner’in çalışmaları gibi Faşizmin karanlık olumsuzlamalarına ait temel idealleri ve kutsallıkları yeniden ortaya çıkarıyor.” [24]

Bu tartışmalarla ilgili olarak, benzer eleştiriler Tolkien’in yarattığı evrene ait örneklerle ters düşmektedir, zira Tolkien’in çalışmalarındaki arketipler bu parametrelerden farklılık gösterir.[25] Odaklanarak analiz edildiğinde yukarıda bahsedilen eleştirilerle taban tabana zıt sonuçlara ulaşılmaktadır:

Tolkien, Mordor’un Nazi Almanyası ya da Sovyet Rusya’nın bir yansıması olduğu düşüncesini her fırsatta reddetmiştir ancak Sovyet Rusya ve Nazi Almanyası’na ait toplama kampı ve Gulag çalışma kampları gibi kavramların, eserlerinde hemen göze çarpmayan bazı noktalarla “benzer” yönler taşıdığının da farkındadır. [26]

Tolkien’in siyasi görüşlerindeki dengeyi açıklayan en uygun ifadenin belki de şu olduğu söylenebilir:

Tolkien’in anarşist, liberter ve / veya muhafazakâr olduğu söylenebilir […] Modern anlamdaysa asla liberal ya da sosyalist olduğu ve hatta demokrat olduğu söylenemez; sonuç olarak her iki anlamda da onda “kan ve toprak” faşizmine karşı en ufak bir eğilim yoktur. [27]

Dolayısıyla Tolkien anarşist de olsa, liberter de olsa muhafazakâr da olsa (ancak asla faşist değildi) başta çocukken edindiği dini inançları olmak üzere benimsediği fikirlere şüphesiz sıkı sıkıya bağlı biriydi ve açık bir şekilde görülmektedir ki, sahip olduğu geçmiş, kendi ideolojisini oluşturmasına bir hayli katkı sağlamıştır.

Dahası, Tolkien, Totalitarizme aykırı olan bireyselci fikir ve düşüncelere sıkı sıkıya bağlı olsa da, Franco hareketine verdiği desteğin en önemli nedeni İspanya’da Katolik Kilisesi’ne yapılan zulümdür. İç Savaş’ın başlangıcında gösterdiği tutum ilk bakışta kafalarda karışıklık yaratabilir ancak bu durum tarihi ve toplumsal bağlamda ele alındığında kendi içinde tutarlılık göstermektedir.

Öte yandan, 1930’lu yılların İspanyası’nda yaşananlara benzer karmaşık bir olayı tartışmak, günümüzün politik doğruculuk fikirleriyle uyuşmamaktadır ve bu sebeple, bu iç savaş “iyiler ve kötülerin” savaşı olarak değerlendirilmemelidir. Özele inildiğinde, İspanya İç Savaşı Tolkien’i derinden etkilemiştir ve şüphesiz o da kendi doğrularına göre hareket etmiştir. Doğru bir değerlendirme için olaya bu açıdan bakmak kâfi gelecektir.

 

***

KaynakJosé Manuel Ferrández Bru – J.R.R. Tolkien and the Spanish Civil War

Notlar:

1. Yazarın Priscilla Tolkien’le mektuplaşmalarından.

2. Antonio Osborne’un Francis Morgan’a yazdığı mektuptan (aslı İspanyolca’dır). 10 Ocak 1933. Osborne Arşivi.

3. Francis Morgan’ın Antonio Osborne’a yazdığı mektuptan (aslı İspanyolca’dır). 10 Mayıs 1933. Osborne Arşivi.

4. İspanya İç Savaşı’yla ilgili olarak bir öğrenci Lewis’ten Cumhuriyetçi kanada bağışta bulunmasını istemiştir ancak Lewis “doğrudan siyasi bağlantısı olan hiçbir amaca” bağışta bulunmasının mümkün olmadığını söylemiştir. West, John G. 1994. “Politics from the Shadowlands: C.S. Lewis on Earthly Government”. In Policy Review 68: s. 68-70. s. 68

5. Başbakan Winston Churchill 24 Mayıs 1944 tarihinde Avam Kamarası’nda bir konuşma yapmış ve İkinci Dünya Savaşı boyunca İspanya’yı tarafsız tuttuğu ve dolaylı da olsa Müttefiklere yardım etmiş olduğu için Franco rejiminin desteklenmesi gerektiğini belirtmiştir.

6, 10, 12, 14, 17, 19, 20, 21, 22, 23. Tolkien, J.R.R. 1981. J.R.R. Tolkien’den mektuplar. Londra: Allen & Unwin. s 96, s 96, s 95, s 96, s 96, s 96, s 63, s 65, s 235, s 56.

7. İngiltere’deki faşist gruplar ilginç bir biçimde Franco davasının sıkı destekçileri olmamışlardır. İngiliz Faşist Birliği’nin başkanı Oswald Mosley kibirli bir şekilde şu ifadeleri sarfetmiştir: “İspanya için tek bir damla İngiliz kanı bile dökülmemelidir.” Buchanan, Tom. 1997. Britain and the Spanish Civil War. Cambridge University Press. s. 90

8. Tolkien’in Başpiskopos Hinsley’yle arasındaki bağ başka bir olaya daha dayanmaktadır. Hinsley Yardımcı Piskopos olarak Tolkien’in çok yakın arkadaşı olan ve Blackfriars Koleji için Oxford’da bulunan Dominikli Gervase Mathew’un abisi David Mathew’u atamıştır. Hem Gervase hem de David çocukluklarını Lyme Regis’te geçirmiştir. Tolkien’in Gervase ve David’le tanışıklığı ise aile dostları Francis Morgan’ın ziyaretleri sırasında olmuştur.

9. Aspden, Kester. 2002. Fortress Church: The English Roman Catholic Bishops and Politics, 1903-63. Gracewing. s. 89

11. 16. Pearce, Joseph. 2004.Unafraid of Virginia Woolf: The Friends and Enemies of Roy Campbell. ISI Books. s. 257, s. 271

13. Tolkien, J.R.R. 1981. The Letters of J.R.R. Tolkien. London: Allen & Unwin. p 95

15. Metinde adı geçen Pablo Merry del Val Francis de Zulueta’nın kuzeni olan Alfonso Merry del Val’in oğludur. İç Savaş sırasında isyancıların hükümetinde basından sorumlu amir olarak görev yapmıştır.

18.Tolkien, 1930’lu yılların başında Oxford Üniversitesi çevresinde ortaya çıkan bir grup şairden Auden Kuşağı olarak bahsetmektedir. Cecil Day Lewis, Stephen Spender ve Louis MacNiece tarafından kurulan ve W.H. Auden’in liderliğini yaptığı bu grup Marksizmden etkilenen ilk İngiliz kuşağı mensuplarıdır. İlginç olan ise şudur: Grubun tutumu İspanya İç Savaşı sırasında Cumhuriyetçilerden yana olmasına ve İkinci Dünya Savaşı sırasında Amerika’ya gidişleri Tolkien tarafından eleştirilmesine rağmen, birkaç yıl sonra Tolkin’le aralarında samimi bir ilişki kurulmuştur. Öte yanda, aralarındaki ilişki Tolkien’in hoşgörüsüzlüğü söylentilerinden dolayı kopmuştur. Zira Auden solcudur ve homoseksüel olduğunu açıklamıştır.

24. Inglis, Fred. 1983. ‘Gentility and powerlessness: Tolkien and the new class’. In This Far Land: J.R.R Tolkien. Robert Giddings ed, New York: Barnes and Noble, s. 24-45. s. 40

25. Bazı eleştirmenler Tolkien’de ırk üstünlüğü olduğu konusunda özür beklentisi içinde olsa da (örneğin, Elflerin ve Numenorluların çalışmalarda yansıtılış şekli) konuyla doğrudan alakalı bir örnek mevcuttur: Gondor İç Savaşı’nda saf ırk arzusu despotizme ve yıkıma sebep olmuştur.

26. Caldecott, Stratford. 2003. Secret Fire: The Spiritual Vision of JRR Tolkien. Londra: Darton, Longman & Todd. s. 2

27. Curry, Patrick. 2004. Defending Middle-Earth: Tolkien: Myth and Modernity. New York: Houghton Mifflin. s. 38

Abone ol

Sitemizdeki güncel içerikleri takip edebilmek için e-bülten listemize kayıt olun.

İlginizi Çekebilir
Daima izindeyiz...