Yazar : Antony Beevor Çevirmen : Anıl Uçar
> İkinci Dünya Savaşı Kısa Okuma

Hitler ve Stalin: Aldananlar

Barbarossa Harekatı’nın ilk günlerinde Rus topraklarında ilerleyen Alman birlikleri – Temmuz 1941.

 

“Adolf Hitler Sovyetler Birliği’ni kolay hedef olarak görürken, Stalin de Hitler’in Sovyetler’e saldırmayacağına emindi. İki diktatör 1941 yılında nasıl bu denli aldanabildiler?”

Hitler 1940 yılının Aralık ayında Soyetler Birliği seferine kesin olarak karar verdiğinde, ne Bismarck’ın Rusya’nın içine ilerlemek konusundaki eski uyarılarını dikkate alıyordu ne de iki cepheli bir savaşın çoktandır bilinen tehlikelerini.

Uzun zamandır içinde barındırdığı “Yahudi Bolşevizmini yok etme” hedefi tamamen kendi duygu ve ideolojisinden ortaya çıkmıştı. Fakat generallerine bunun Büyük Britanya’yı Almanya ile uzlaşmaya zorlamanın tek yolu olduğunu söyleyerek istila fikrine bir mazeret bulmuş oluyordu. Ayrıca Sovyetler Birliği yenildiği zaman Japonya ABD’nin dikkatini Avrupa’dan Pasifik’e çekebilecekti.

Nazilerin stratejik hedefi Sovyetler Birliği’nin petrol ve besin kaynaklarını ele geçirmekti. Bunu başardıkları zaman III. Reich’ın yenilmez hale geleceğine inanıyorlardı. Hitler de, büyük planları hakkında sık sık fikir değiştirmesine rağmen Sovyetler Birliği’nin işgalinin sonuna kadar arkasında durmuştur.

S.S.C.B.’nin Churchill’e Karşı Şüpheleri

Ukrayna’nın Birinci Dünya Savaşı’nda Generalfeldmarschall Hermann von Eichhorn tarafından işgali Hitler’i oldukça etkilemişti. Bu bölgenin yeniden işgal edilmesinin, Birinci Dünya Savaşı’nda İngilizlerin Almanya’ya uyguladığı abluka ve bunu takip eden açlığın tekrar yaşanmasını önleyeceğini ve Almanya’nın kendi kendine yeter bir ülke haline geleceğini düşünüyordu.

Stalin ise 1941 yılının ilk altı ayı boyunca İngiliz Başbakan Winston Churchill’in başı belada olan ülkesini kurtarmak için Sovyetler Birliği ve Almanya arasında bir savaş çıkarmak istediğine dair bir şüphe besledi. Diktatör, Almanların Sovyetler Birliği’ni işgale hazırlandığı konusunda yapılan uyarılara hiç kulak asmadı, bunları “angliiskaya provokatsiya”* olarak görüyordu. Kendi istihbahrat teşkilatlarının verdiği detaylı bilgilerin çoğunu da yurtdışındaki ajanların yozlaşmış olduğunu söyleyerek geri çeviriyordu.

Stalin, Churchill’in Nazi Almanyası’yla birlikte S.S.C.B.’ye karşı gizli bir komplo kurduğuna dahi inanıyordu.

Hitler’in özel temsilcisi Rudolf Hess’in 10 Mayıs 1941 tarihinde kendi inisiyatifiyle İngiltere’ye gerçekleştirdiği uçuş** Almanya’da sıkıntı, İngiltere’de şaşkınlık yaratırken, Moskova’da ise güvensizliğe sebep oldu. İngiliz hükümeti, Hess’in gelişini gizleyerek büyük bir fırsatı yanlış kullandı.

Eğer Churchill, Hitler’in kendisine bir barış teklifi sunmaya çalıştığını, ancak kendisinin bunu açıkça reddettiğini derhal duyursaydı, çok daha iyi olabilirdi. Stalin, azılı bir Bolşevizm karşıtı olan Churchill’in Almanlarla beraber ona karşı gizli bir komplo kurup kurmadığını artık sorgular olmuştu. Hess’in uçuşunu İngiliz gizli servisinin ayarladığından şüpheleniyordu.

Fakat Alman planları hakkında en şaşılası ikaz, daha sonra Hitler’ suikast girişimindeki rolü yüzünden 20 Temmuz 1944’de idam edilen dönemin Alman Moskova Büyükelçisi Friedrich Werner Graf von der Schulenburg’dan geldi. Stalin von der Schulenburg’un uyarısının tek kelimesine bile inanmadı ve öfkeden kendisini kaybetti. “Yanlış bilgiler artık elçilerin ağzına kadar ulaşmış!” diye bağırdı.

Sovyet lideri, Almanların batı sınırına yığınak yapmaktaki niyetlerinin Molotov-Ribbentrop Paktı’nın yenilenmesi halinde kendisinden daha çok taviz koparmak olduğunu düşünerek kendini kandırıyordu. (1939’da imzalanan bu pakt ve dahilindeki gizli anlaşmalarla III. Reich ve S.S.C.B. Doğu Avrupa’yı de facto olarak aralarında bölüşmüş ve nüfuz alanlarını belirlemişlerdi.)

Molotov-Ribbentrop Paktı’nın imza gününde Moskova’da çekilen bir fotoğraf. Ribbentrop (solda), Stalin (ortada) ve Molotov’un yüzleri gülüyor – 23 Ağustos 1939.

Stalin gibi paranoyak bir liderin, Hitler’in 1941 yılındaki bir mektubunda verdiği, “Alman askerlerinin doğuya kaydırılmasının tek sebebinin İngiliz bombardıman uçaklarının menzilinden uzaklaşmak olduğu” teminatını kabul etmesi ise gerçekten olağandışıdır.

Rus askeri haberalma kurumu GRU’nun (İstihbahrat Genel Müdürlüğü) deneyimsiz başkanı Korgeneral Filipp Golikov da ikna olmuştu: Hitler Büyük Britanya’yı alt etmeden Sovyetler Birliği’ne asla saldırmazdı. Bu yüzden Golikov haberalma kurumunun Alman planlarıyla ilgili herhangi bir bilgisini Genelkurmay Başkanı Georgi Jukov’a ya da Kliment Voroşilov’un yerine Savunma Komiseri atanan Mareşal Semyon Timoşenko’ya iletmekten kaçınıyordu.

Stalin’in Fransızlara Karşı Öfkesi

Buna rağmen Sovyet generaller Wehrmacht’ın sınır boyunca yaptığı yığınaktan haberdarlardı, hatta 15 Mayıs 1941 tarihinde, bünyesinde Alman hazırlıklarını erkenden bozmak için bir önleyici taarruz içeren bir kriz planı bile hazırlanmıştı. Stalin de sonunda bütün silahlı kuvvetler için genel sefeberlik ilan edilmesini onaylamıştı; 800.000 yedek silah altına alındı ve Sovyetler Birliği’nin batı sınırı boyunca 30 tümen konuşlandırıldı.

Bazı revizyonist tarihçiler bütün bunları Almanya’ya saldırmak için hazırlanan ciddi bir Sovyet planına kanıt olarak göstermeye çalıştılar, halbuki bu çabaları sadece Hitler’i haklı çıkarıyordu. Gerçekte ise Kızılordu 1941 yazında genel taaruza geçecek durumda değildi, olsaydı bile Hitler zaten bu tarihten çok daha erken bir tarihte saldırı kararını çoktan almıştı.

Barbarossa Operasyonu

Öte yandan Stalin’in gerçekten 1941 sonunda veya daha muhtemel olarak 1942 yılında, Kızılordu daha eğitimli ve donanımlı hale geldiği vakit önleyici bir taarruz yapmayı düşündüğünü de göz ardı edemeyiz.

Stalin’in bütün hesapları, Fransa’nın 1940 Haziranı’nda teslim olmasıyla alt üst oldu (Konu hakkında ilgili bir makale için bakınız: İşgale İki Ay Kala: Fransız Subayın Kaleminden Fransız Ordusu.) O dönem bir Alman tümeninin motorlu taşıtlarının %80’inin, aslında Alman ordusundan daha iyi mekanize olmuş Fransız ordusuna ait eski unsurlardan oluştuğu düşünülürse bu daha iyi anlaşılır.

Bu, Stalin’in Fransızlara karşı duyduğu öfkenin ve Fransa’yı 1943 Tahran Konferansı’nda “hain ve Nazi işbirlikçisi” olmakla suçlamasının nedenlerinden birisidir.

Alman kuvvetlerine teslim olan Fransız birlikleri – Mayıs 1940.

Fransızlara ait askeri taşıtların Wehrmacht tümenlerine dağıtılması işi Barbarossa Harekatı’nı geciktirmişti. Aksamanın ana nedenini Almanların 1941’de Yunanistan’ı işgali olarak gösteren bazı eski teoriler olsa da bunlar doğru değildir. Gerçek neden, 1941 ilkbaharının alışılmışın dışında yağışlı geçmesi ve Luftwaffe için hazırlanan pistlerin sular altında kalmasıydı.

Wehrmacht’ın öngördüğü plan, kuzeyde Archangelsk’den güneyde Astrakhan’a kadar uzanan “AA Hattı”’na kadar ilerlemekti. Bu plana göre Alman orduları Moskova’ya ve Volga Nehri’nin karşı tarafına kadar ulaşacaktı.

Nazilerin Açlık Planı

Barbarossa Harekâtının ilk evrelerindeki kuşatma-imha savaşlarından sağ çıkabilen bütün Sovyet birlikleri kalıntılar halinde Ural Dağları’na kadar çekilmeye zorlanacaktı. Bu arada işgal edilen Rus ve Ukrayna topraklarında Almanlar tarafından iskan başlatılacaktı.

Bakan Herbert Backe’nin hazırladığı açlık planı ise Sovyet gıda üretimine Wehrmacht adına el koymayı amaçlıyordu. Bu, çoğunluğu Almanlar tarafından ele geçirilmiş şehirlerde bulunan 30 milyon insanı ölüme terk etmek demekti.

“Açlık Planı”nın mimarı olan SS Tuğgenerali (Obergruppenführer) Herbert Friedrich Wilhelm Backe. 

Hitler, Göring ve Himmler, Backe’nin radikal planını büyük bir hevesle kabul ettiler. Plan, hem Almanya’nın giderek büyüyen besin sorununa bir çözüm, hem de Panslavizm ve Bolşevizme karşı bir silah olarak görülüyordu.

Wehrmacht da plana razı olmuştu. 3 milyon asker ve 600.000 atı işgal edilen toprağın kendisinden beslemek, uzun mesafeler ve demiryolu sisteminin yetersizliğinin ortaya çıkaracağı ikmal sorunlarını büyük ölçüde ortadan kaldıracaktı.

Talimat açıkça Sovyet savaş esirlerinin sistematik olarak açlıktan kırdırılmasını da kapsıyordu. Böylece Wehrmacht tek kurşun atmadan yok etme savaşını uygulayabilecekti.

Hitler’in Hataları ve Yanılgıları

Hitler lojistik ve askeri durum hakkında tamamen yanılıyordu. Rumen, İtalyan ve Macar müttefikleri tarafından desteklendiği halde bile Wehrmacht’ın böyle büyük bir bölgeyi ele geçirecek ve kontrol edebilecek kuvveti yoktu.

“Abwehr” (Wehrmacht’ın haberalma teşkilatı) subayları, Almanlara 1941 yılında zeferi getireceğini iddia ettikleri bir plan hazırladılar: 1 milyon askerden oluşan bir Ukrayna Ordusu kurmak.

Ancak böyle bir tasarı, “Slav alt insanları” (üntermenschen) silahlandırıp Wehrmacht üniforması giydirmeyi asla kabul etmeyecek Hitler’de tiksinti uyandırdı. Halbuki Almanlar kontrol edilmesi imkansız genişlikte bir alan ve sayısız yenilgiler karşısında ufak da olsa bir zafer ihtimali elde etmek için kendi istilalarını Sovyetler Birliği içinde bir iç savaşa çevirmek zorundalardı.

Slavları “alt insan” olarak tasvir eden, Nazi döneminden kalma bir propaganda afişi. 

Elbette ki ne Ukraynalıların kendi yönetimlerini kurmalarına izin verildi ne de bağımsızlıkları söz konusu oldu. İşgali başta sevinçle karşılayanlar, kısa sürede Alman hâkimiyetinin ne demek olduğunu anladılar.

Hitler, Japonya’nın 1937’de Çin’e saldırısından hiç ders almamıştı. Yine iyi eğitimli ve üstün bir kuvvetin dev genişlikte bir ülkeye saldırısı söz konusuydu ve yine başlangıçta büyük başarılar elde edilmişti, Japonların uyguladığı “shock and awe”*** taktiğinin yarattığı panik ve kaostan başka şiddetli bir direniş doğmuştu.

Hitler Bolşevizmi küçümserken bu etkiyi hiç aklına getirmemişti. Rusların çoğunda derinlere kök salmış olan vatanseverlik, öfke ve sonuna kadar savaşma kararlılığını bütünüyle görmezden geliyordu. Ve Stalin’in de gizliden gizliye fark ettiği gibi, bu özelliklerin komünizmle hiçbir alakası yoktu.

Hitler, Kızıl Ordu’nun ve bütün Sovyet sisteminin bir anda çökeceğine inanıyordu. Komutanlarına, “Biz sadece kapıyı tekmeleyeceğiz, ve bütün çürümüş bina infilak ederek yıkılacak” diyordu. Doğu sınırındaki subaylar ise bundan şüpheliydi. Bazıları, General Armand de Caulaincourt’un Napoleon’un Moskova Seferi ve korkunç geri çekilmesi hakkındaki eserini okumuştu. Birinci Dünya Savaşı’nda Rus Cephesi’nde savaşmış olan eski asker ve subaylar da aynı kanaatteydi. Fakat çoğu Alman Wehrmacht’ının Polonya’da, Benelüks’te, Fransa’da ve Balkanlar’da arka arkaya elde etiği zaferleri ordularının yenilmez olmasına bağlıyordu.

Subaylar askerlerine, “Tüm zamanların en büyük seferlerinden birisinin,” arifesinde bulunduklarını anlatıyordu. Fin, Rumen, Macar ve İtalyan orduları tarafından desteklenen 3 milyon Alman askeri Bolşevizme karşı yapılan bu haçlı seferine katılmaya hazırdı.

“Yarın Erkenden Başlıyor, Tanrı’ya Şükür!”

Sınırdaki çam ormanları muharip birliklerden başka askeri taşıtları, çadırlara yerleşmiş karargâhları ve muhabere birliklerini de saklıyordu. Subaylar askerlerine söz veriyorlardı; Kızılordu’yu yok etmek 3 ya da 4 hafta sürecekti.

“Yarın erkenden başlıyor, Tanrı’ya şükür!” diye yazıyor bir dağ tümeni askeri, “Can düşmanımız Bolşevizmle karşı karşıyayız. Gerçekten üstümden bir yük kalktı. Sonunda bu belirsizlik bitti, artık ne olacağını biliyoruz. Ve inanıyorum ki, Ural Dağları’na kadar bütün bu toprakları ve zenginlikleri ele geçirdiğimizde Avrupa kendi kendisini besleyebilecek hale gelecek. Ondan sonra denizlerdeki savaş (Büyük Britanya’ya karşı savaş) istediği kadar uzayabilir.”

Waffen SS Tümeni “Das Reich”’tan bir muhabere astsubayı ise daha da iyimser: “Rusya’nın işgal edilmesinin Fransa’nınkinden uzun süreceğini sanmıyorum. Tahminimce Ağustos ayında tatile çıkabileceğiz.”

Bu büyük kibir, insanoğlunun tarihte işlediği en büyük suçlardan birisine kisve olmak üzereydi.

Kaynak: Antony Beevor, “Hitler und Stalin – die Verblendeten“, Süddeutsche Zeitung.

***

Çeviri Notları:

* “angliiskaya provokatsiya”: İngiliz provokasyonu (Rus.)

** Rudolf Hess, İngiltere’ye bir barış teklifi sunmak için kendisinin kullandığı avcı uçağından İskoçya’ya paraşütle atlamış ve İngiliz askerlerince yakalanıp tutuklanmıştı.

*** “shock and awe”: Şok ve dehşet (İng.). Düşmana ezici üstünlükle hızlı darbeler indirerek savaşma isteğini kırmak üzerine kurulu bir askeri doktrin.

 

Bültenimize abone olun

Facebook

Daima izindeyiz...