Siperlerdeki Fare Avcısı: Teriyer

Yazar : Rare Historical Photos Çevirmen : Barbaros Uzunköprü

Fransız siperlerinde 15 dakikalık bir fare avının sonucu. Olayın kahramanı ise soldaki beyefendinin kucağındaki Jack Russell Teriyer cinsi köpek.

Birinci Dünya Savaşı sırasında siperlerdeki askerler milyonlarca fareyle başa çıkmak zorunda kaldı. Orduların atıklarına akın eden fareler her yerden çıkabiliyordu. Tabii farelerin ortaya çıkmasının tek sebebi elbette fosseptik atıkları değildi. Siperlere gömülen ve yağmurlardan ya da bombardımanlardan dolayı tekrar yüzeye çıkan ölü bedenler de fareleri en fazla cezbeden etkenlerdendi. Hemen her ölü bedenin üzerinde birkaç fare bulmak mümkündü. Fareler önce gözlere hücum ediyor, daha sonra oradan cesedin iç kısımlarına doğru ilerliyordu. Siper koşulları fareler için son derece uygundu.

Bazı fareler öyle büyüyordu ki, kendini savunamayacak kadar yaralı olan askerleri bile kemirmeye başlamaları olağan dışı bir durum değildi. Askerlerin pek çoğu sabahları yüzlerinde gezinen farelerden dolayı uyanırdı. Zaman ilerledikçe farelerin cesaretleri de artmaya başladı ve uyuyan askerlerin ceplerinden yiyecek çaldıklarına da rastlanmıştı.

İyiden iyiye farelerden tiksinen ve çoğu zaman da korkan askerler, bu meseleyle ilgili olarak çeşitli çözüm yolları uygulamaya başladılar. Askerler, her ne kadar kesinlikle yasak olsa da,  ilk zamanlarda hareket eden farelere ateş etmeye çalışmışlardı. Fareleri süngülemek de bir başka yaygın yöntemdi.

Ancak bu yöntemler kesin çözüm sağlamadı, zira bir çift fare bir yıl içinde 900 adet yavru verebiliyordu. Bu sebeple siperlere kedi ve köpekler getirildi ve askerler bu hastalık yayan fareleri ortadan kaldırmak için tekrar kolları sıvadı. Teriyer cinsi köpekler bu konuda oldukça faydalı oldu.

Konu kemirgenlerin kontrol altında tutulması olduğunda kediler ve teriyer köpekleri arasında kayda değer farklar oluşuyordu. En avcı kediler bile tek bir fareyi kovalıyor ve onu yakalayana kadar uğraşıyordu. Üstelik yakaladığında da yemek için bekliyor ve çok zaman kaybediyordu. Bu sebeple fosseptik atıkları ya da ölü bedenler sebebiyle sayıları hızla artan farelerle kedileri kullanarak uğraşmak kimi zaman günler, kimi zaman ise haftalar alıyordu. Ancak siperlere salınan bir teriyer, fare meselesini saatler içinde halledebilmekteydi. Köpekler avlarıyla oynamıyorlar, onları yemiyorlar ve birini öldürür öldürmez bir diğerine geçiyorlardı. Zamanla farelerin korkulu rüyası pldular. Teriyerlerin çeneleri ve bedenleri kedilere oranla daha büyük ve güçlüydü. Bu sebeple siperlerin ayrılmaz bir parçası haline geldiler.

Fransız siperlerindeki fareler salgın hastalık taşıyor ve askerlere bulaştırıyordu. Fotoğrafta, kucağında bir fare avcısıyla poz veren bir Fransız subay görünüyor. Fotoğrafın Kaynağı: The Illustrated War News, Şubat 1916.

 

Alman siperlerindeki fareler. Fare problemi savaş boyunca devam etmiştir. (Bununla birlikte pek çok tecrübeli asker farelerin düşman bombardımanlarını sezebildiğini ve bombalamadan hemen önce ortadan kaybolduklarını iddia etmiştir.)

 

İki Alman askeri siperlerinde yakaladıkları farelerle poz veriyor.

 

Üç Alman askeri bir gece önce öldürdükleri farelerle poz veriyor – 1916.

 

Fransız bir asker “avını” bir arkadaşına gösteriyor.

 

“Bugün Menüde Leziz Bir Fare Rosto Var”. Alman topçularını farelerden müteşekkil bir sofra hazırlarken gösteren ticari bir kartpostal. Kim demiş Almanların espri anlayışı zayıf diye?

 

“Burada Et Kıtlığı Çekmiyoruz”. Siperlerde geçen birkaç saatlik fare avının sonucunu gösteren bir başka karpostal. Bazı askerler küreklerle önceden hazırladıkları afili pozlarını verirken, bazıları anlık pozlar vermiş. Hiç şüphesiz bu avın en tercih edilen silahı ‘Rattenjagd’ olmuş.

 

Robert Graves, Goodbye to All That (Herşeye Elveda) isimli kitabında meseleyle ilgili şu ifadeleri aktarmıştır: “Fareler kanallardan geliyor, cesetlerle besleniyor ve hızla çoğalıyordu. Ben Welch Alayı’ndayken ekibimize yeni bir subay katıldı. Hoş geldin hediyesi olarak sığınaktaki yaylı yatağı verdik ona. Gece sığınağa gittiğinde yatağından sesler geldiğini duymuş. Yatağını açıp baktığında kopmuş bir eli yemeye çalışan iki fare görmüş.”

George Coppard farelerin neden bu denli büyük olduklarını şu şekilde açıklamaktadır: “Siper yaşamında adam akıllı bir atık sistemi bulmak mümkün değildir. İnsan dışkısıyla dolu çeşit çeşit teneke kutular siperlerin üzerinden fırlatılır atılırdı. Fransa ve Belçika hattındaki binlerce kilometrede milyonlarca teneke kutu birikmiş olurdu. Geceleri yaşanan kısa sessizliklerde farelerin tenekelere girerek hareket ettiklerini duyabilirdiniz.”

Richard Beasley, 1993 yılındaki mülakatında şunları söylüyor: “Eğer yiyeceğinizi başıboş bıraktıysanız ondan ümidi kesin zira fareler o yiyeceği anında kaparlar. Bu pislikler çok da cesurdur. Tüfeğinizi çekip vurmak istersiniz ancak eğer yüzbaşı sizi yakalarsa boş yere mermi yakmaktan sizi cezalandırabilir.”

Devriye gezen bir asker ise ölü cesetlerle ilgili yaşadığı bir olayı şu şekilde aktarıyor: “Cesedin ceketinin altından bir farenin çıktığını gördüm. Kocaman bir fareydi. İnsan eti yemekten fazlasıyla şişmanlamıştı. Cesede yaklaştıkça kalp atışlarım hızlandı. Miğferi yuvarlanmış olan adamın yüzü seçilmiyordu zira yüzündeki tüm et yenmişti ve kafatası görünüyordu. Gözleri oyulmuştu ve oyuk gözlerinden fareler girip çıkıyordu.”

İlginç bir bilgi:

  • Çoğu teriyer cinsi köpek İngiltere ve İrlanda’da yetişirdi. Genellikle farelere, tavşanlara ve tilkilere karşı önlem olarak yetiştirilirlerdi. Bir kısım büyük teriyer cinsi köpek ise porsukları kovalamak üzere eğitilirdi. Etimolojik olarak teriyer (İng: terrier) Ortaçağ Fransızcasındaki terre kelimesinden gelmektedir. Daha eskiye inildiğinde Latince terra kelimesine ulaşılır. Bu da toprak anlamına gelir. Modern Fransızcada ise terrier kelimesi “kazmak, oymak” anlamlarına gelir.

 

Abone ol

Sitemizdeki güncel içerikleri takip edebilmek için e-bülten listemize kayıt olun.

İlginizi Çekebilir
Daima izindeyiz...