Kitap Önerileri

Rönesanstan Bugüne Modern Avrupa Tarihi

John Merriman Rönesanstan Bugüne Modern Avrupa Tarihi[1] kitabında bizlere olay odaklı bir tarih anlatımı sunuyor. Bunu geniş bir spektrum kullanarak yapıyor: her bölüm tarihsel bir kişinin portresinden (bu bazen önemli kadın figürler de olabiliyor) ekonomik ve siyasi yaşama, oradan da entelektüel ve kültürel tarihe uzanıyor. Olay odaklı tarih anlatımı, akademik olmayan, akıcı bir öyküyle tamamlanıyor. İngilizcede ilk baskısını 1996’da yapan kitabın 2010’da güncellenerek yeniden basıldığını görüyoruz.

Ortaçağın mirasından söz alan kitap, Alman tüccar Jacob Fugger’in (1455-1525) “hikayesi”yle başlıyor. Bu başlangıç biçimi ve kitabın (diğer çağlar gibi) geç ortaçağı ele alışı kafamızda tarihe, bilhassa düşünce ve bilim tarihine dair sorulara sebep oluyor. Bu soruların genel çerçevesini şu oluşturuyor: “Tarih ilerlemeden mi ibarettir acaba?” (Yazara değilse bile) kitaba bakarsak, durum pekala öyle değil. Bizim için, ortaçağ ve Rönesans (yeniden doğuş) bu sorulara cevap arayışımızda önemli anlardır. Ama “çok şey bildiğimiz” bu anlara dair bilgileri zihnimizden temizlememiz, hiç olmazsa temkinli olup bilgileri bu sefer farklı yönlere gitmeleri şartıyla yeniden dolaşıma sokmamız gerekebilir. Zira çoğu zaman, bilmeye dair problemlerimiz, önceden “bildiklerimize”, (bilgi değil, kanılarımızdan ibaret) malumatımıza bağlanır.

Kitabın içinde olduğu bu girişimi beslemek adına yola çıkmamız gerekiyor artık. Tarih ilerlemeden ibaret değil diyorsak şu tarz soruları sormak gerekecek: Tarihin dönüm noktalarından sayılan anlardan önce onlara benzer bir an, endüstri devriminden önce bir endüstri devrimi, Rönesanstan önce bir Rönesans olmuş mudur? Ortaçağ “tamamen” karanlık bir çağ mıydı? İlk sorunun ilk kısmından, endüstri devriminden önceki, ta ortaçağdaki endüstri devriminden bahsedelim. Jean Gimpel Ortaçağda Endüstri Devrimi[2] adlı kitabında Oswald Spengler’in 1931 tarihli Man and Technics (İnsan ve Teknik) kitabından bahis açıyor. Bizi şaşırtan –Spengler’in teknolojiye ve Avrupa’ya dair olumsuz tutumuna kapılmayalım– teknoloji bağımlısı modern insanın köklerini ortaçağda bulması oluyor. Gimpel de kitabını bunun üzerine kuruyor: “10. ve 13. yüzyıllar arasında Avrupa teknolojik bir patlamaya tanık olmuştur.”[3] Nüfusun büyük ölçüde arttığı, yeni kentlerin kurulduğu, serbest girişimciliğin, kendi kendini yetiştiren kapitalistin, sömürülecek işgücünün ve buna koşut olarak ücret artışı talebinin, işe gelmemelerin, grevlerin kendini gösterdiği bu dönem, Gimpel’e göre modern zamanları anımsatacak bir (kısa) dönemdir. Biz bunu iddia edecek kadar ileri gitmiyoruz belki, fakat yine de bu düşünce bizim için önem arz ediyor. Merriman’ın kitabı da bu iddiada olmasa bile, bize bunun önemli anlarını sunuyor.

Bunu pekala bir düşünsel örnekle çoğaltmamız gerekecek. Bu da bizi ilk sorumuzun ikinci kısmına götürüyor: Rönesanstan önceki Rönesans. Ortaçağ tarihçisi Jacques Le Goff Ortaçağda Entelektüeller adlı kitabında 12. yüzyıl entelektüellerin doğuşundan bahsederken, şu soruyu sorar: “Bir Karolenj Rönesansı Oldu mu?”[4] Kimi tarihçiler bu isimlendirmeye (“Rönesans”) karşı çıksa bile, söz konusu mütevazı Rönesans 8. yüzyılın sonu, 9 yüzyılın ilk yarısına denk gelir. Bu “Rönesans, Karolenjlerin ruhbana dayalı hiyerarşisine küçük bir yöneticiler ve siyasetçiler fidanlığı oluşturmaya yönelik, –sayısal olarak çok küçük– bir elit için söz konusudur.”[5] Tamamına ermemiş bir Rönesanstır bu. Burada kitaplar, okunmak için değildi, zengin kişilerin hazinelerine değer katıyordu. “Kitaplara değerli sofra takımlarından daha farklı bir gözle bakılmıyordu.”[6] Dönemin ekonomisi, böylece kültürüyle tamamlanıyor: “Kapalı ekonominin yanında, kapalı kültür,” diyor Le Goff, “Karolenj Rönesansı tohum atmak yerine, elindekileri sıkı sıkı saklamayı tercih etmiştir. Cimri bir Rönesans var olabilir mi?”[7] Belli ki bu Rönesans, eskileri saklamakla yetindi – belki okumadı bile.[8] Düşünce, kendi serüveninde Rönesanstan “Descartes”a geçerken Francis Bacon (1561-1626) Eskilerin Bilgeliği adlı kitabında eski filozofları muntazam biçimde okumuş, onların düşüncelerinin adeta özetini geçmiştir.[9] Bu adeta Rönesans örneğidir: eskilerin bilgeliğinin heybeti altında eriyip giden filozofları görürüz. Descartes ise eskileri belli bir yaşa kadar okuyup bitirdikten sonra kendi düşüncemiz için adım atmamız gerektiğini hatırlatır. Ortaçağdaki endüstri devriminde bilimsel düşünceyle beslenememiş bir mekaniği, ortaçağdaki Rönesans’ta ise düşünceyle tanışamamış bir zenginliği buluyoruz. Merriman’ın kitabının bize düşündürdüğü ikinci soruya gelelim.

Ortaçağın entelektüel ve ekonomik anlamdaki kapalılığını uzun süre devam ettirdiğini biliyoruz. Öte yandan ortaçağ halk kültürü, bizim sandığımızın aksine, kendini ilginç bir çeşitlilik içinde sunar. Merriman’ın gösterdiği, bizim durmak istediğimiz bir diğer durak burasıdır. Ortaçağ tiyatro oyunları buna çok uygun bir örnek teşkil eder. Zira ortaçağ oyunları sadece memento mori[10] ilkesinden hareket eden Everyman (İnsanoğlu) ibret (morality) oyunu, Nuh Tufanı gibi mucize (miracle) oyunundan oluşmaz. Gülmece kültürünün kendini gösterdiği bir dönem vardır.[11] Ortaçağın din dışı sayılan ve yasaklanan oyunlarından Mimus, ne olursa olsun, seyirciyi (halkı) güldürmeyi amaçlar.[12] “Oyun genel olarak gözü dışarıda olan kadın ile dile düşmesin, aklını başına alsın diye çevresinde dört dönen pısırık bir koca ekseninde döner.”[13] Hatta oyunlardaki kadınların dönemin kilise kurallarına aykırı biçimde giyindiği de söylenir. Merriman da kitabında tarihe yön veren figürler olarak –belki de adlarını daha önce hiçbir kitapta duymadığımız– kadınlara yer veriyor. Bu da, tarihyazımı noktasında pek alışık olmadığımız bir durum olarak görülebilir.

*

John Merriman, kitabında modern Batı’yı oluşturan öğe olarak yeniçağ bilimine, Descartesçı bilime yer veriyor. Fakat biz bunun ötesine geçip, “kopuş”ları olan belirlenimsiz bir tarih arayışına giriyoruz.  Alexandre Koyré’nin makaleleri bunu yapmamıza olanak sağlıyor.[14] Böylece olguya yerleşmiş hülyaları, mitleri keşfediyoruz. Bilimsel düşüncedeki etkilerini görüyoruz. Ve unutmuyoruz ki, göğün sonsuzluğuna inanan Giordano Bruno, iyi bir matematikçi olamasa da adından söz ettirecek bir düşçü olmayı başarmıştır.

 

[1] John Merriman, Rönesanstan Bugüne Modern Avrupa Tarihi, çev. Şükrü Alpagut, İstanbul: Say, 2018.

[2] Jean Gimpel, Ortaçağda Endüstri Devrimi, çev. Nazım Özüaydın, Ankara: Tübitak, 2004. (7. Baskı)

[3] Jean Gimpel, a.g.y., s. ii.

[4] Jacques Le Goff, Ortaçağda Entelektüeller, çev. Mehmet Ali Kılıçbay, İstanbul: İş Kültür, 2017, s. 11-5. (1. Baskı) Aynı çevirinin daha önce başka bir basımı Ayrıntı Yayınları tarafından yapılmıştır.

[5] Jacques Le Goff, a.g.y., s. 12.

[6] Jacques Le Goff, a.g.y., s. 13.

[7] Jacques Le Goff, a.g.y., s. 15.

[8] Bir Karolenj Rönesansı olduğunu kabul eden bir başka kitap için bkz. Édouard Jeauneau, “IX. Yüzyıldan XI. Yüzyıla”, Ortaçağ Felsefesi içinde, çev. Betül Çotuksöken, İstanbul: İletişim, 2015, s. 33-56. (3. Baskı)

[9] Francis Bacon, Eskilerin Bilgeliği, çev. Halide Aral, Ankara: Bilgesu, 2018. (1. Baskı)

[10] Lat. öleceğini hatırla.

[11] Söz konusu oyunların Türkçeleri şu kitap içinde mevcut: Murat Tuncay, Ortaçağ Tiyatrosu, İstanbul: Mitos Boyut, 2014. (1. Baskı)

[12] Murat Tuncay, a.g.y., s. 33.

[13] Murat Tuncay, a.g.y., s. 36.

[14] Alenxandre Koyré, Yeniçağ Biliminin Doğuşu-Bilimsel Düşüncenin Tarihi Üzerine İncelemeler, çev. Kurtuluş Dinçer, İstanbul: Gündoğan, 2010, 234 s.

Twitter

Daima izindeyiz...
%d blogcu bunu beğendi: