Hitler’in Gayrı Resmi Bir Konuşmadaki Tek Ses Kaydı — 1942 Tarihli Mannerheim Görüşmesi

Yazar : Selçuk Uygur

1942 yılında gizlice alınan ses kaydı, Adolf Hitler’in Fin Mareşal Carl Gustaf Emil Mannerheim’la, Mannerheim’ın 75. doğumgünü vesilesiyle yaptığı görüşmesinin ilk 11 dakikasını barındırıyor. Hitler, söz konusu görüşme boyunca hiçbir zaman sesini yükseltmeyerek, Sovyetler Birliği’nin beklenmeyen ve ezici orandaki cephaneliği, Ruslarla savaşa sürüklendiği süreci ve harbin ilk iki yılına dair görüşlerini anlatıyor.

Fin radyo şirketi YLE’de görev yapan bir mühendis olan Thor Damen, Hitler ve Mannerheim’ın özel görüşmesinin ilk 11 dakikasını kayda almayı başarmıştı. Damen’in bunu gizlilikle icra etmesi gerekmişti, zira Hitler bizzat emir vermediği sürece görüşme ve konuşmalarının kayda alınması yasaktı. Damen, Mannerheim’ın doğumgününe istinaden yapılan resmi konuşmalar ile Mannerheim’ın teşekkürlerini kaydetmekle görevlendirilmiş, ve bu görev sebebiyle belirlenen vagonlara mikrofonlar yerleştirmişti.

Mannerheim ve misafirlerinin içinde mikrofon bulunmayan bir vagonu tercih etmeleri üzerine Damen hızla davranarak vagonun tam da Hitler ve Mannerheim’ın oturduğu tarafındaki camlarından birinin üzerinden bir mikrofon sarkıttı. Hitler’in korumalığını yapayan SS’lerin 11 dakika sonra camdan sarkan kabloları fark etmeleri üzerine Fin mühendisten kaydı derhal durdurması ve imha etmesi istendi. Fakat YLE’nin mühürlü bir kutuda tutmaya söz vermesi üzerine Finlerin kaydı tutmasına müsaade edildi. O vakit Fin devlet sansür ofisi Kustaa Vilkuna’ya teslim edilen kayıt, 1957 yılında yeniden YLE’ye iade edildi ve birkaç yıl sonra kamuyla paylaşıldı. Söz konusu kayıt, Hitler’in resmi olmayan bir üslupla konuştuğu tek ses kaydıdır. Aşağıda metin Türkçeye Almanca diyalogdan dinlenerek çevrilmiştir.

 

Selçuk Uygur tarafından Almanca aslından dinlenerek Türkçeye çevrilen bu kayda daha sonra Onur Yayla ve Ali Kaan Cerit’in yardımlarıyla altyazı eklenmiş ve video formatında sizlere sunulmuştur.

***

Hitler… çok ciddi bir tehdit, belki de en ciddisi — tam boyutlarını ancak şimdi idrak edebiliyoruz. Bu devletin (SSCB) ne denli canavarca silahlandığını anlamamıştık.

Mannerheim: Hayır, bu kadarını düşünmemiştik.

Hitler: Hayır, ben de, hayır.

Mannerheim: Kış Savaşı esnasında — Kış Savaşı esnasında bunu aklımıza bile getirmemiştik. Elbette iyi silahlandıklarını biliyorduk…

Hitler: (Araya giriyor) Evet.

Mannerheim: Fakat, nasıl –aslında– ve şimdi bunca zamandır neler planladıklarına dair şüphe yok!

Hitler: Kesinlikle, ellerindeki silahlar insanın tahayyül edebileceğinden edilebileceğinden daha uçsuz bucaksız.

Eğer biri bana daha önce…

(Hitler’in konuşması kapının açılıp kapanma sesiyle kesiliyor.)

Eğer biri bana daha önce bir ulusun 35.000 tankla savaşa başlayabileceğini söylemiş olsa ona şöyle derdim: “Sen çıldırmışsın!”

Mannerheim: Otuz beş bin?

Hitler: Otuz beş bin panzer.

Arkadaki bir başka ses: Evet! Otuz beş bin!

Hitler: Şu ana kadar 34.000’den fazla tank imha ettik. Eğer generallerimden birisi bana herhangi bir ulusun 35.000 tankı olduğunu söylemiş olsaydı ona şöyle derdim: “Siz, sevgili bayım (Mein Herr), her şeyi iki ya da on kez fazla görüyorsunuz. Bu çılgınlık; hayaletler görüyorsunuz.”

Bunun gerçek olabileceğine imkân vermezdim. Size daha önce elimize geçen fabrikalardan bahsettim, örneğin bunlardan biri Kramatorskaja’da. İki yıl önce sadece inşa halindeydi. Hiçbir şey bilmiyorduk. Ve söz konusu tesis bugün, ilk vardiyada 30.000’den, gün boyunca da 60.000’den fazla işçinin çalışabildiği bir tesis — tek bir tesis! Onu işgal ettik. Dev bir fabrika! İşçi sürüleri burada hayvanlar gibi yaşamış ve…

Arkadaki bir başka ses: Donetsk bölgesinde mi?

Hitler: Donetsk bölgesinde.

(Arkadan tabak ve bardakların şangırtısı geliyor.)

Mannerheim: Eğer silahlanmak için ellerinde neredeyse 20, 25 yıl bulunmuş olduğu göz önüne alınırsa…

Hitler: (Sessizce araya giriyor) İnanılmaz.

Mannerheim: Ve her şeyi, her şeyi silahlanmaya harcamışlar.

Hitler: Sadece silahlanmaya.

Mannerheim: Sadece silahlanmaya!

Hitler: (İçini çekiyor) Daha önce başkanınıza (Ryti) söylediğim gibi, bununla ilgili bir fikrim yoktu. Eğer olsaydı, her şey benim için daha zor olurdu, fakat yine de her şekilde istila kararını almak zorunda kalırdım, çünkü başka bir seçenek yoktu. Daha 1939/40 kışında savaşın başlamak zorunda olduğu kesinleşmişti. Fakat üzerimde Batı’nın kabus gibi (Alpdruck) baskısı vardı. Çünkü iki cepheli bir savaş çöküşümüz olur, belimizi kırardı. Aslında batı seferini 1939 sonbaharında gerçekleştirmek istemiştim, fakat tecrübe ettiğimiz kötü havalar bize engel oldu. Bütün teçhizatımız, biliyorsunuz, tamamen iyi havalarda kullanılabilecek teçhizat. Oldukça iyi olsalar da, maalesef sadece iyi havalar için tasarlanmışlar. Bunu harpte gördük. Silahlarımız batı için yapılmıştı (zugeschnitten), ve hepimiz şöyle düşünmüştük, ki bu o zamana kadar doğruydu, tarihin ilk zamanlarından beri görüş şuydu: Kış vakti savaş icra edemezsin.

Hitler’in Mannerheim’la yaptığı söz konusu görüşmeden bir kare.

Elimizde kendi tanklarımız vardı, fakat örneğin onları kış savaşına hazırlayacak testlerden geçmemişlerdi. Aksine, kış vakti savaşın imkânsız olduğunu kanıtlamak için denemeler yaptık. Bu (Sovyetler’inkine nazaran) farklı bir başlangıç noktasıydı. 1939 sonbaharında soruyla yüz yüze geldik. Taarruz etmeyi çok istiyor ve Fransa’yı altı haftada bozguna uğratabileceğimize kesinlikle inanıyordum. Lâkin harekete geçip geçemeyeceğimiz sorusuyla yüz yüzeydik — sürekli yağmur yağıyordu. Fransız arazisini bizzat oldukça iyi biliyordum ve pek çok generalimin görüşlerini de göz ardı edemezdim, eğer o vakit taarruz etseydik muhtemelen sahip olduğumuz tank (Panzerwaffe) ve hava kuvvetleri yağmur sebebiyle asıl taarruzda oldukları kadar etkili olamazlardı.

Kuzey Fransa’yı bizzat bilirim. Biliyorsunuz, I. Dünya Savaşı’nda dört yıl görev yaptım. Ve böylece erteleme gerçekleşti. Fransa’yı 1939 yılında saf dışı etmiş olsaydım dünya tarihi değişirdi. Fakat 1940’a kadar beklemek zorundaydım ve maalesef taarruza geçmek mayıstan önce mümkün olmadı. 10 Mayıs havaların düzeldiği ilk gündü ve 10 Mayıs’ta derhal taarruza geçtim. 8 Mayıs’ta 10 Mayıs’ta taarruza geçilmesine dair emir verdim. Ve ardından tümenlerimizin batıdan doğuya nakledileceği dev transferi icra etmek durumundaydık. (İlk işgaller?..) — ardından da Norveç’teki görevimiz vardı — aynı zamanda –bugün açıkça söyleyebilirim ki– feci bir talihsizlikle, yani İtalya’nın zayıflığıyla yüz yüzeydik. İlki sebebiyle, Kuzey Afrika’daki durum, ardından, ikinci olarak Arnavutluk ve Yunanistan’daki durum — çok büyük bir talihsizlik. Yardım etmek durumundaydık. Bu bizim için bir kalemde hava kuvvetlerimizi ve tank kuvvetlerimizi bölmek anlamına geliyordu ki, o vakit aynı zamanda doğudaki tank kolumuzu tertipliyorduk. Tek bir kalemde iki tümen, iki tam tümeni vermek durumunda kaldık ki, daha sonra buna üçüncüsü de eklendi. Ve sürekli, oldukça ağır kayıpların yerine yenilerini koymamız gerekiyordu. Çöldeki çarpışmalar kanlıydı. Doğal olarak bu kuvvetlere doğuda ihtiyacımız vardı. Görüyorsunuz, bunların hepsinden kaçınılabilirdi.

O zamanlar Molotov’la (Sovyet Dışişleri Bakanı) bir görüşmem oldu, ve Molotov’un o görüşmeden savaş kararıyla ayrıldığı mütemadiyen kesindi. Ve Molotov’u, eğer mümkünse, ondan önce davranma kararıyla gönderdim. Çünkü o adamın talepleri sonunda Avrupa’ya hükmetme gayesi taşıyordu. (Burada fısıldıyor.) Daha 1940 sonbaharında tekrar tekrar şu soruyla karşı karşıya kaldık, Sovyetlerle kopmayı göz önüne almalı mıyız? O zamanlar, Fin hükümetine müzakere etmesini, zaman kazanmasını ve bu hususta ağır davranmasını salık verdim — çünkü her zaman Rusya’nın sonbaharın ilerleyen zamanlarında aniden Romanya’ya saldırarak petrol kuyularını ele geçireceğinden ve bizim de 1940 sonbaharının o dönemlerinde hazır olmayacağımızdan korkuyordum. Rusya eğer Rumen petrollerini almış olsaydı Almanya’nın işi biterdi. Bu meseleyi halletmek için 60 Rus tümeni kâfi olurdu.

Günümüzde müze olarak kullanılan, Helsinki’deki görüşmenin gerçekleştiği vagon.

Elbette o zamanlar Romanya’da kayda değer bir görev gücümüz yoktu. Rumen hükümeti yalnızca son zamanlarda yüzünü bize döndü ve o vakit orada bulundurduğumuz kuvvet ciddiye alınabilecek gibi değildi. Rusların sadece petrol kuyularını işgal etmeleri yeterli olurdu. Elbette, elimizdeki silahlarla eylül ya da ekimde bir savaş başlatamazdım. Bu söz konusu olamazdı. Doğal olarak birliklerimizin doğuya nakil süreci henüz yeterince ilerlememişti. Batıdaki birliklerin öncelikle tertiplenmeleri gerekiyordu.

İlk önce silahlarla ilgilenmek durumundaydık, çünkü batıdaki seferde bizim de kayıplarımız olmuştu. 1941 baharından önce taarruza geçmemiz imkânsızdı. Ve eğer Ruslar o vakit, 1940 sonbaharında Romanya’yı işgal ederek petrol kuyularını almış olsalardı, 1941 yılında durumumuz umutsuz olurdu.

Arkadaki bir başka ses: Petrol olmadan…

Hitler: (Araya giriyor) Üretimimiz muazzamdı: Lâkin, hava kuvvetleri ve Panzer tümenlerinin ihtiyaçları gerçekten devasa. Yaptıkları tüketim tahayyülün ötesinde. 4.5 milyon tonluk ilave Rumen petrolü olmadan savaşı icra edemezdik ve bu benim en büyük korkumdu. Dolayısıyla, Moskova’nın bu taleplerine karşı çıkabileceğimiz kadar güçlenene dek müzakereleri uzatmaya çabaladım. Talepleri düpedüz şantajdı, Ruslar çaresiz olduğumuzu, ellerimizin batıda bağlı olduğunu biliyorlardı ve bizden her şeyi gasp edebilirlerdi. Ancak Berlin’e geldiğinde, Molotov’a taleplerinin, ardı arkası kesilmeyen taleplerinin bizim açımızdan kabul edilemez olduğunu söyleyebildim. Bununla beraber o sabah müzakereler aniden sona erdi.

Müzakere edilen dört husus vardı, bunlardan biri Finlandiya’yı kapsıyordu, “Kendilerini Fin tehdidinden koruma özgürlüğü,” demişti. Ben de ona, “Bana gerçekten Finlandiya’nın sizi tehdit ettiğini mi söylüyorsunuz!” dedim. Fakat o, Finlandiya’da Sovyetler Birliği’nin dostlarına karşı hareket edildiğini, onlara devamlı olarak zulmedildiğini ve bir Büyük Güç’ün varlığının küçük bir devlet tarafından tehdit edilmesini kabul edemeyeceğini söyledi. Ben de ona, “Varlığınız Finlandiya tarafından tehdit ediliyor, öyle mi?” dedim.

 

Hitler’in Mannerheim’a aktardığı, 12–13 Kasım 1940 tarihli Hitler-Molotov görüşmelerinden kalmış bir fotoğraf. Sovyetlerin Türkiye’deki taleplerini de kapsayan görüşmelerle ilgili daha detaylı bilgi için bakınız: Ian Kershaw – “Hitler”.

 

Mannerheim: (Araya giriyor) Gülünç!

Hitler: “Varlığınız Finlandiya tarafından mı tehdit ediliyor?” Dediğine göre ayrıca bir büyük güce karşı ahlaki tehdit söz konusuydu ve Finlandiya’nın yaptığı, onların ahlaki varlığına karşı bir tehditti. Ardından ona Baltık bölgesinde çıkacak bir başka savaşa seyirci kalmayı kabul edemeyeceğimizi söyledim. Yanıt olarak bana Romanya’daki pozisyonumuzu nasıl gördüğümüzü sordu.

Biliyorsunuz, onlara (Romanya) bir garanti vermiştik. Bu garantinin Rusya söz konusu olduğunda da geçerli olup olmadığını sordu. Ve o vakit ona: “Size karşı olduğunu düşünmüyorum, çünkü Romanya’ya saldırma eğiliminiz olduğunu düşünmüyorum. Beserabya’nın sizin olduğunu her zaman vurguladınız, fakat hiçbir zaman Romanya’ya saldırmak istediğinizi söylemediniz!” dedim.

“Evet,” dedi, fakat daha açık bir şekilde bu garantinin… (Kapı açılıyor ve kayıt sona eriyor.)

 

Abone ol

Sitemizdeki güncel içerikleri takip edebilmek için e-bülten listemize kayıt olun.

İlginizi Çekebilir
Daima izindeyiz...