General Ali Fuat CEBESOY ve Kronstadt İsyanı (1921): Tarihi Bir Dipnot

Yazar : Ivar Spector Çevirmen : Barbaros Uzunköprü

Petrograd1 yakınlarında bulunan Kronstadt donanma üssünde 1 – 18 Mart 1921 tarihinde yaşanan Kızıl denizciler isyanı henüz rayına oturmamış ve bu isyan ekonomik yoksulluğu üzerinden atamamış olan çiçeği burnunda Sovyet rejimi için büyük bir tehdit oluşturmuştu. Her ne kadar daha önceki başkaldırılar başarıyla bastırılmış olsa da, saflarında bu kez Ekim Devrimi’nin lider isimlerinin de bulunduğu bu isyan içte ve dışta Sovyet prestijini bir hayli sarstı. İsyancıların devrim hareketindeki rolü ve popülerliğinden dolayı hükumet isyanı bastırmak için Sovyet ordusunu kullanmak konusunda çekinceliydi. Yaşanan bu ikilem beyhude de değildi, zira Sovyet Mareşal Ivan S. Konev ‘Reminiscences2 (Hatıralarım) isimli yapıtında bazı acemi erlerin ve topçu birliklerinden bazı askerlerin isyancılara ateş etmeyi reddettiğini kabul etmiştir.

Bu kriz ortamında Sovyet hükumeti hiç beklenmedik şekilde yabancı bir kaynaktan hayati bir destek görmüştür. Bu destek Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk Sovyetler Birliği büyükelçisi olan ve üstelik komünist de olmayan General Ali Fuat Cebesoy’un (1882 – 1968) şahsi girişimi sonucu elde edilmiştir. 21 Kasım 1920’de göreve atanan General Cebesoy, Moskova’ya 27 Şubat 1921’de, yani Kronstadt İsyanı’nın en erken evrelerinde ulaştı. Görevi 1922 yılının Nisan ayına kadar da sürdü. General Cebesoy, Moskova’ya bizzat Mustafa Kemal Atatürk tarafından, Sovyetler Birliği ve Türkiye Cumhuriyeti arasında 16 Mart 1921 tarihinde imzalanan ve İtilaf Devletleri destekli Yunanistan ile Türkiye arasında yapılan savaşta Türkiye’ye savaş malzemeleri verilmesini taahhüt eden antlaşmayı nihayete erdirmesi için gönderilmişti.3 Bu yolculukta akıcı bir şekilde Rusça konuşabilen sekreteri Aziz Bey de kendisine eşlik etmiştir.

Ne yazık ki Batı temelli kaynaklarda Ali Fuat Cebesoy’un Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşunda ve Sovyetler Birliği’nin atlattığı Kronstadt İsyanı’nda oynadığı hayati rol oldukça yüzeysel bir biçimde işlenmektedir. Örneğin Pau Avrich, yazmış olduğu Kronstadt 1921 (Princeton University Press, 1970) isimli eserinde Kronstadt İsyanı’nı anlatırken ne Cebesoy’dan ne de Tatar birliklerinden bahsetmiştir.

İsmail Fazıl Paşa’nın oğlu olan ve Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk Bayındırlık Bakanı olan General Cebesoy 1882 yılının Eylül ayında doğdu. Mustafa Kemal Atatürk ile olan ilişkisi ise Harp Okulu’na dayanmaktadır. Atatürk ve Cebesoy, 1899 ve 1901 yılları arasında sınıf arkadaşlığı yapmışlardır. Kendisi pek çok askeri görev ve savaşta yer aldı. Bunlar arasından, 1908 yılında emrindeki Üçünncü Ordu ile 2. Meşrutiyet’i ilan ettirmek için II. Abdülhamid’e yaptığı baskı ile 1916 ve 1917’deki Kudüs savunması için Gazze ve Filistin’de gösterdiği başarılar örnek verilebilir. Nitekim Kudüs savunmasında gösterdiği üstün mukavemetten dolayı, 35 yaşında olmasına rağmen, 1917 yılında general rütbesiyle onurlandırıldı. Birinci Dünya Savaşı’nın sonuna kadar Filistin’de Yirminci Ordu’ya komuta eden Cebesoy, 1918’den başlayarak Mustafa Kemal Atatürk ile daha da yakınlaştı ve ikili birlikte İstiklâl Mücadelesi’nin planlarını hazırlamaya başladı. 1919’da Sivas Kongresi’nin toplanmasını müteakip başlayan İstiklâl Mücadelesi’nde Batı Anadolu Ordu Komutanı olarak görevlendirildi.

General Ali Fuat Cebesoy

General Cebesoy, Türk Devrimi’ni gerçekleştiren ve Türkiye Cumhuriyeti’ni “kuran” üç isimden (Mustafa Kemal, Rauf Orbay ve Ali Fuat Cebesoy) biri olarak anılır. Vatanperver Türkler 10 Ağustos 1920 yılında İtilaf Devletleri tarafından dayatılan Sevr Antlaşmasına misilleme olarak Sovyetler Birliği ve Avrupa’nın yalnız bırakılmış bazı devletleri ile ittifak arayışı içine girdiler ve karşılıklı yardımlaşma anlaşmaları yapmaya çalıştılar. General Cebesoy tam da bu görevleri yerine getirmekle görevlendirildi. 1922 yılının bahar aylarında Ankara’ya döndüğünde Atatürk’ün ardından Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti’nin başına geçti. Takip eden yıllarda Türkiye Cumhuriyeti’ne askeri ve siyasi pek çok alanda hizmet etti. 1947 yılında TBMM Başkanı oldu.

Kronstadt İsyanı çok gergin ve hassas bir dönemde vuku bulmuştu. Cebesoy’un Moskova’ya intikalinin akabinde dönemin Milletler Halk Komiseri (Narkomnat) Joseph Stalin, Lenin’in de onayıyla Türk Büyükelçi’nin askeri dehasını kullanmasını ve Moskova ve Kazan’da bulunan Müslüman Tatar birliklerini ikna ederek isyanı bastırmaları için yardımcı olmaya çağırmasını istiyordu. 1918 ve 1920 yılları arasında vuku bulmuş olan Rus İç Savaşı’nda dağınık gruplar halindeki bu Tatar birlikleri, İslami kanunların emirleri ya da mezhepleri gereği savaş boyunca tarafsız kalmış ve iki taraf için de savaşmayı reddetmişlerdi. Her ne kadar başkomutanlık görevini Troçki yürütse de, Gürcü olan ve Milletler Halk Komiseri olan Stalin, Asya Müslümanları hakkında Avrupa kökenli olan Troçki’den daha fazla malumata sahipti. Cebesoy’a göre 1921’deki Kars, Ardahan ve Batum meselelerinin çözüme kavuşturulmasını sağlayan ve Müslüman birliklerin Kronstadt’da kullanılması için gerekli zemini hazırlayan kişi gene Stalin’dir.

O dönemde Sovyetler ve Türkler ortak bir tehdit olan İngiliz-Fransız müdahaleciliğine karşı yakınlaştı ve bundan mütevellit, baskı altındaki Sovyet rejimine destek olmak için General Cebesoy’u ikna etmek çok da zor olmadı. Cebesoy’un bu düşüncesini destekler nitelikteki bir başka faktör ise Bolşevik Rusya’nın Polonya ile yaşadığı çatışmaya Fransızların müdahil olmasıdır. Özellikle de Minsk’e doğru ilerleyen Polonya ordusuna askeri danışmanlık yapan General Weygand’ın aktif rolü Cebesoy’un bu yönde karar vermesine neden olmuştur. Bunun üzerine General Cebesoy’un etkisi ile artık Rus denizcilere karşı savaşma konusunda tereddütleri ortadan kalkan Tatar birliklerinin katılımıyla Savaş İşleri Halk Komiseri Leon Troçki ve Tukaşevski yürüttükleri bir operasyon4 ile Kronstadt kalesini yerle bir edip isyanı bastırdı. Bolşevik karşıtı blok gözlerini dikip büyük bir umutla bu isyanı takip ediyordu ve başarısız olunması durumunda Sovyetlerin güç durumunda yararlanmak isteyen Polonyalılar 18 Mart 1921’de barış anlaşması imzalamak yerine askeri operasyonlarını devam ettirebilirdi.

General Cebesoy 1956 yılında İstanbul’da yayınlanan Moskova Hatıraları (4 ciltlik eserin 2. Cildinde) isimli eserinde Sovyet tarihinin bu dönemini kendi bakış açısıyla aydınlatmıştır.5 Buna ilaveten bir Türk ve Müslüman olan Cebesoy’un, Osmanlı’nın 1672 ve 1914 yılları arasında on iki kez savaştığı Rusya’nın belki de çöküşünü engellemesine katkıda bulunacak bir hamleyle Tatar birlikleri ikna etmesi ve Sovyet rejimini uluslararası bir sıkışmadan kurtarması da tarihi bir tezattır.

1 Günümüzdeki adı St. Petersburg olan şehir 1914 – 1924 yılları arasında Petrograd olarak anılmaktaydı (ç.n.)

2 International Affairs (Moskova) sayı 1 (Ocak 1966) s. 89

3 Cebesoy’un 1921 tarihinde yapılan antlaşma ile Sovyetlerden aldığı askeri yardımın detaylı içeriği için Ivan Spector’un An Introduction to Russian History and Culture (Rusya Tarihine ve Kültürüne Girişi) isimli eserinin 5. baskısına bakınız (New York; Van Nostrand Reinhold, 1969), s. 371. Türklere sunulan yardımın Sovyet temelli kaynakları için ise şu belgeyi inceleyiniz: ‘M. V. Frunze’s Mission to Turkey’ (Frunze’nin Türkiye Görevi), International Affairs (Moskova), no. 7 (Temmuz I960), s. 19-22. Cebesoy’un ifadelerine göre, Frunze ile Türkiye’de değil Moskova’da iletişime geçmiştir.

4 Mareşal Konev gönüllü olarak katıldığı harekete katkısı olan diğer isimleri şu şekilde sıralar: Mareşal K. I. Voroshilov, General Dybenko ve yazar Alexander Fadeyev

5 General Cebesoy’un Sovyet Devrimi’ni takip eden yıllarda ve 2. Dünya Savaşı’nda oynadığı rolü daha detaylı incelemek için bkz: Ivar Spector adı geçen kitap s. 342, 352-3, 369-70, 377, 430

 

Kaynak: International Journal of Middle East Studies, Vol. 3, No. 4 (Ekim, 1972), s. 491-493

 

Abone ol

Sitemizdeki güncel içerikleri takip edebilmek için e-bülten listemize kayıt olun.

İlginizi Çekebilir
Daima izindeyiz...